Tarih boyunca vahiylerin saptırılması

Categories Dine Sokulan İlavelerPosted on

Yüce Allah, insanlara acıyıp şefkat gösterdiği için rahmet (6 En’âm/154, 157), gerçekleri görmeleri için nur/ışık (5 Maide/15), hakla batılı ayırt etmek için furkan/ayırıcı (25 Furkan/1), hakkın gerçekliğinin ispatı için beyyine/ açık delil (6 En’âm/157), kesin doğrunun delillerini göstermek için burhan/kesin delil (4 Nisâ/174), hakkın adalet ölçüsüyle ölçüp tartmak için mizan/ölçü-terazi (42 Şura/17), hakkı unutmuş olanlara hatırlatmak için zikir/hatırlatma (16 Nahl/44), ıslah edip hakka yönlendirmek için mevize/ öğüt (10 Yunus/57), teşvikle yola gelmeyenleri ceza ile tehdit ederek yola getirmek için nezîr/tehditle uyarı (53 Necm/56; 54 Kamer/5, 23, 33, 36, 41), Allah katında geçerli ve geçersiz şeyleri belirlemek için hüküm/karar (6 En’âm/57, 62, 89; 13 Ra’d/37, vd), hakkı yerli yerinde sağlam öğretmek için hikmet (2 Bakara/129, 151; 4 Nisâ/113), tevhide aykırı hastalıklardan kurtuluş için şifa/iyileştirme (10 Yunus/57; 17 İsra/82; 41 Fussılet/44), imdat isteyenlere kurtuluş için uzatılan hablullah/Allah’ın ipi (3 Ali İmran/103), kopmayan sağlam bir ipe tutunmaları için el-urvetu’l-vuska/sağlam ip (2 Bakara/156; 31 Lokman/22), doğru yol olarak sırat-ı müstakim/dosdoğru yol (1 Fatiha/6-7; 2 Bakara/142, 213; 3 Âli İmran/51, 101; 5 Maide/16 vd) ve doğru yola kılavuzluk için hidayet (2 Bakara/2, 97, 120, 185; 3 Âli İmran/4, 73, 138 vd) olarak vahyi indirmiştir.

Tarih boyunca Yüce Allah’ın indirdiği ve kurtuluşun ancak ona bağlılıkla mümkün olduğu vahyin, düşmanları tarafından değil, aksine ona inananlar tarafından zaman içinde bozulduğu, değiştirildiği veya anlam olarak çığırından çıkarıldığı bir gerçektir.

Kendisine göre, Tevrat’ın değil, ama Yahudi din adamlarının yazdıkları Talmud ve Mişna gibi tefsir kitaplarında vahyin bilerek veya bilmeyerek değiştirildiğini söyleyen Süleyman Ateş bunu şöyle anlatır: “Burada Yahudilerin elleriyle yazdıkları kitap, Tevrat değil, onun ayetleri üzerine yaptıkları tefsirler, şerhler, Tevrat ayetlerini arzuları doğrultusunda yorumlayarak meydana getirdikleri ahkam kitaplarıdır. Yani Tevrat’ın tefsirleri -ki Talmud en meşhurudur- ve fıkıh kitaplarıdır.

Din adamları, yazdıkları şerhleri, kitabın aslında bulunmayan ayrıntılara dair içtihat hükümlerini Allah’ın buyrukları olarak görüyor ve halka bunların da Tanrı buyruğu olduğunu söylüyorlardı. Oysa o adamların kendilerinin ve hakim tabakanın arzu ve çıkarlarından başka bir şey olmayan bu tür kitaplar, insanları, geniş ve kolay hak yoluna iletmek için gelen İlahi Kitabın genel prensiplerine aykırı idi.

İşte bundan dolayı dini amacından saptırma pahasına çıkar sağlayan insanların “durumlarına, kazançlarına yazıklar olsun!” (2 Bakara/79) denmektedir.

Yahudi din adamları, kendi keyiflerine göre böyle hükümler koydukları gibi, müşrik Araplar da kendi kendilerine böyle hükümler koyup, bunları Allah’ın hükmü olarak göstermiştir.

Onun için Yüce Allah, müşriklere hitaben de “Dillerinizin yalan yere nitelendirmesinden ötürü ‘şu helaldir, şu haramdır’ demeyin, sonra Allah’a iftira etmiş olursunuz. Uydurdukları yalanı Allah’ın üstüne atanlar iflah olmazlar.” (6 Nahl/116) buyurmaktadır.

Kur’an’ın işaret ettiği bu eylem, yalnız Yahudiler veya müşriklerle sınırlı kalmamıştır. Zamanla her dine böyle ilaveler olmuş, din adamlarının zanna dayanarak verdikleri hükümler Allah’ın hükmü kabul edilmiştir. Müslüman fakihler de bu konuda Yahudilerden geri kalmamışlardır. Zaten onların dinin ruhuna uzak ayrıntı hükümleri kolay olan dini zorlaştırmış, din hakkında kuşkular uyanmasına sebep olmuştur.”

Tevrat’ın durumu bu şekilde olduğu gibi, Yüce Allah’ın indirdiği orijinal İncil metninin de ortada olmadığını ve M.S. 325 yılında toplanan İznik Konsili’nde yüzlerce farklı İncil arasından seçilerek geçerli/kanonik ilan edilen mevcut İncillerin Hz. İsa’nın ölümünden en erken yarım asır sonra akılda kalanlardan yazıldığını, çelişkiler ve gerçeklere aykırı bilgilerle dolu olduğunu herhalde anlatmaya gerek yoktur. Nitekim belli miktarda delile rağmen sinoptik/benzer İncillerin yazarlarının adlarını vermek güç bulunmuştur.

Hatta onların yazılmasını belli tarihlere atfetmek daha da zordur. Burada açık hiçbir delil olmadığından doğru bir tarih vermek neredeyse imkânsızdır. Zaten Matta ve Luka İncilleri yazarlarının en erken İncil olan Markos’un anlatımlarından işe yarar şeyler bulmak amacıyla onu didik didik etmeleri de Markos’un Allah tarafından ilham edilmediği düşüncesinde olduklarını göstermektedir.

Kültürel olarak aynı durumun Müslümanlar için de söz konusu olduğunu görüyoruz. Kur’an, şu veya bu şekilde Yüce Allah’ın koruması altında olduğu (15 Hıcr/9) için ahmak dostlarının ve düşmanlarının bütün çabalarına ve kıraat farklılığı savıyla yapılan kelime değişiklikleri iddialarına, toplanıp kitaplaştırılma sırasında yapılan müdahale hikâyelerine ve nesh masallarına, bâtıni ve mezhepsel anlam çarpıtmalarına karşın, orijinal metninde bir değişikliğin olmadığını biliyoruz ve buna inanıyoruz.

Ama Kur’an adına yazılanlara ve anlatılanlara bakıyoruz, çok zaman Kur’an’ın söyledikleri bir vadide, o söylenenler ise başka bir vadide olduğunu görüyoruz. Şüphesiz bu saptırma ve çığırından çıkarmalar, istisnalar dışında, insanların kendi kendilerine yahut vahye düşmanlık olarak yapılmamıştır.

Çünkü inancında samimi ve aklı yerinde olan bir insanın küfre ve cehenneme götürecek böyle bir cinayeti bile bile işlemesi düşünülemez.

Onun için tarih boyunca vahiylerin saptırılması ve çığırından çıkarılması ne yazık ki inananların elleriyle hem de dine ve millete hizmet adına iyi niyet ve cahilce anlayışlarla yapılmaktadır. Onun için “Cehennemin yolu iyi niyet taşlarıyla döşelidir” denilmiştir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir