Hesap günü şefaat var mı?

Categories Hadis - Kuran ÇelişkisiPosted on

Ayetler şefaatin sadece Allah’a ait olduğunu ifade ederler:

“Şefaat, tümden ve sadece Allah’ındır. Göklerin ve yerin mülkü/yönetimi O’nundur. Sonunda O’na döndürüleceksiniz.” (Zümer Suresi 44).

“Din gününün ne olduğunu sana bildiren nedir? Evet, din gününün ne olduğunu sana bildiren nedir? Bir gündür ki o, bir benlik bir başka benlik için hiçbir şeye güç yetiremez. O gün, buyruk yalnız Allah’ındır!” (İnfitar Suresi 17-19).

Ancak hadislere bakıldığında, ayetler ile tam anlamıyla çelişen ifadeler görülür:

“Resulullah buyurdular ki: Ümmetimden (âlim, şehit, salih) bazıları var; bir (çok kabilelere şamil bir) cemaate şefaat eder, bazıları var bir kabileye şefaat eder; bazıları var bir bölüğe şefaat eder; bazıları da tek bir ferde şefaat eder ve cennete girmelerini sağlar”. Tirmizi, Kıyamet 11, (2442)

“Resulullah buyurdular ki: Medine’de ölmeye muktedir olan orada ölsün. Zira ben, orada ölene şefaat ederim.” Tirmizi, Menakıb, (3913).

“Şefaatim, ümmetimden büyük günah işleyenler içindir. Bir adamın ateşe atılması için emir verilir. Giderken, (dünyada) susadığı zaman su vermiş olduğu adama rastlar, onu tanır ve ona: “Benim için şefaat etmeyecek misin?” der. Adam: “Sen de kimsin?” diye sorunca: “Ben sana falan gün su içirmedim mi?” der. Öbürü bunu tanır ve (Allah nezdinde) onun lehinde şefaatte bulunur. Adam da böylece geri çevrilir ve cennete gider.” Tirmizi, Kıyamet 11, (2437).

“Kim Kur’an’ı okur, ezberler, helal kıldığı şeyi helal kabul eder, haram kıldığı şeyi de haram kabul ederse Allah, o kimseyi cennete koyar. Ayrıca hepsine cehennem şart olmuş bulunan ailesinden on kişiye şefaatçi kılınır.” Tirmizi, Sevabul-Kur’an 13, (2907)

“Hangi Müslümanın cenazesinde Allah’a şirk koşmamış kırk kişi hazır bulunup namazını kılarsa Allah, onların ölü hakkındaki şefaatini mutlaka kabul eder.” Müslim, Cenaiz 59.

Yine hadislerde peygamberimize iftira edilerek ırkçılık yaptırıldığına da tanık oluruz: “Kim Arap’ı aldatırsa şefaatime giremez ve sevgim de ona ulaşmaz.” Tirmizi, Menakıb, (3924).

“Resulullah bana: Bana düşmanlık besleme, dinini terk etmiş olursun! buyurdular. Ben: Ey Allah’ın Resulü, ben size nasıl düşmanlık beslerim? Allah hidayeti bana sizin elinizden ulaştırdı’ dedim. ‘Arap’a düşmanlık beslersen, böylece bana düşmanlık beslemiş olursun’ buyurdular.” Tirmizi, Menakıb, (3923)

Bu konudaki bir diğer rivayet ise şu şekildedir:

Resulullah buyurdular ki: “Kıyamet gününde, insanlar birbirlerine girecekler. Hz. Âdem’e gelip: “Evlatlarına şefaat et!” diye talepte bulunacaklar. O ise: “Benim şefaat yetkim yok. Siz İbrahim’e gidin! Çünkü o Halilullah’tır” diyecek. İnsanlar Hz. İbrahim’e gidecekler. Ancak o da: “Ben yetkili değilim! Ancak Hz. İsa’ya gidin. Çünkü o Ruhullah’tır ve O’nun kelamıdır!” diyecek. Bunun üzerine O’na gidecekler. O da: “Ben buna yetkili değilim. Lakin Muhammed’e gidin!” diyecek. Böylece bana gelecekler.

Ben onlara: “Ben şefaate yetkiliyim!” diyeceğim. Gidip Rabbimin huzuruna çıkmak için izin talep edeceğim. Bana izin verilecek. Önünde durup, Allah’ın ilham edeceği ve şu anda muktedir olamayacağım övgüler ile Allah’a medhu senada bulunacak, sonra da Rabbime secdeye kapanacağım. Rab Teâlâ: “Ey Muhammed! Başını kaldır! Dilediğini söyle, söylediğine kulak verilecek. Ne arzu ediyorsan iste, talebin yerine gelecektir! Şefaatte bulun, şefaatin kabul edilecektir!” buyuracak. Ben de: “Ey Rabbim! Ümmetimi, ümmetimi istiyorum!” diyeceğim.

Rab Teala: “(Çabuk onların yanına) git! Kimlerin kalbinde buğday veya arpa tanesi kadar iman varsa onları ateşten çıkar!” diyecek. Ben de gidip bunu yapacağım! Sonra Rabbime dönüp, önceki hamd ü senalarla hamt ve senalarda bulunacağım, secdeye kapanacağım. Bana, öncekinin aynısı söylenecek. Ben de: “Ey Rabbim! Ümmetim! Ümmetim!” diyeceğim.

Bana yine: “Var, kimlerin kalbinde hardal tanesi kadar iman varsa onları da ateşten çıkar!” denilecek. Ben derhal gidip bunu da yapacak ve Rabbimin yanına döneceğim. Önceki yaptığım gibi yapacağım. Bana, evvelki gibi: “Başını kaldır!” denilecek. Ben de kaldırıp: “Ey Rabbim! Ümmetim! Ümmetim!” diyeceğim. Bana yine: “Var, kalbinde hardal tanesinden daha az miktarda imanı olanları da ateşten çıkar!” denilecek. Ben gidip bunu da yapacağım. Sonra dördüncü sefer Rabbime dönecek, o hamtlerle hamd ü senada bulunacağım, sonra secdeye kapanacağım.

Bana: “Ey Muhammed, başını kaldır ve (dilediğini) söyle, sana kulak verilecektir! Dile, talebin verilecektir! Şefaat et, şefaatin kabul edilecektir!” denilecek. Ben de: “Ey Rabbim! Bana ‘la ilahe illallah’ diyenlere şefaat etmem için izin ver!” diyeceğim. Rab Teâlâ: “Bu hususta yetkin yok! -veya: Bu hususta sana izin yok!- Lakin izzetim, celalim, kibriyam ve azametim hakkı için ‘la ilahe illallah’ diyenleri de ateşten çıkaracağım!” buyuracak.”

Buhari, Tevhid 36, 19, 37, Tefsir, Bakara 1, Rikak 51; Müslim, İman 322, (193).

Görüldüğü gibi rivayete göre peygamberimiz ümmetini aşama aşama ateş azabından çıkaracaktır. Ayetler ise açık bir biçimde söz konusu rivayette iddia edilen şeyin mümkün olmadığını ortaya koymaktadır.

Ayetlerde hakkında ateş hükmü verilmiş olan birini peygamberimizin kurtaramayacağı söylenir:

Hakkında azap kesinleşmiş olanı, ateştekini, sen mi kurtaracaksın?” (Zümer Suresi 19).

Bu ayeti tasdikleyen ve örnek verilen rivayet ile çelişen bir başka rivayet ise şu şekilde gelmiştir:

“…Ey Hâşim oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarınız! Ey Abdülmuttalib oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarınız! Ey Fatıma! Kendini cehennemden kurtar! Çünkü sizi Allah’ın azabından kurtarmaya benim gücüm yetmez.” Müslim, İmân 348, 351; Buhari, Tefsiru Sure (26) 2; Tirmizi, Tefsiru Sure (27) 2; Nesai, Vesaya 6.

Görüldüğü gibi hadis rivayetlerinde iddia edilen konuların aksini söyleyen türden rivayetler de bulmak mümkündür. Dolayısıyla din adına önemli ve güvenilir olan, rivayetlerin nasıl geldikleri ve ne dedikleri değil; Allah’ın ne dediğidir.

Kur’an ayetleri, insanlar bu türden bir beklenti içinde olmasınlar diye peygamberimizin Kur’an ile uyarıda bulunmasını söylemektedir:

“Rablerinin huzurunda toplanacakları günden korkanları onunla (Kur’an ile) uyar; onların Allah’tan başka ne bir dostları ne de şefaatçileri olur. Belki kendilerini korurlar.” (En’am Suresi 51).

Ahiret gününde şeyhler

Categories TarikatlarPosted on

“Efendi” edinilen kişiler, kıyamet koptuğunda ve hesap günü kimseyi kurtaramayacak.

O gün “efendi” edinilen kişi de dâhil herkes kendi derdine düşer ve kendini kurtarmak için herkesi fidye olarak vermek ister.

Kendisine bağlananları hesap günü kurtaracağı iddia edilen kişilerin Allah’tan bir güvencesi mi var?

Siyasilerden, sanat camiasından ve medyatik kişiler içinden aklını bir kenara bırakarak bu tarikatlara bağlanmış kişiler var. Söz konusu bu kişiler bağlı oldukları tarikatların önderlerini cennete girme sebepleri olarak kabul ediyorlar. Allah’ın izniyle bu dünyada onlardan söz aldıklarını söylüyor ve mahşer günü onların “Yarabbi bu kulun sırattan geçmeyecekse ben de geçmeyeceğim” diye naz edeceklerini iddia ediyorlar.

Nasıl bir akıl tutulmasıdır bu?

Bu insanlar gerçekten bunlara inanmış olabilirler. Ancak bu, inandıkları bu şeylerden hesaba çekilecekleri gerçeğini değiştirmez. Allah’ın peygamberlerine dahi vermediği yetkiyi, başkalarına vermenin hesabı verilemez. Gerçek kul; Allah ile arasına kendi nefsi de dâhil, birilerini sokmaktan sakınan, her türlü şirk zincirini parçalayan ve kendini yalnız Allah’a prangalayandır.

Rabbimiz varken kimleri kutsuyor, kimlere bağlanıyoruz?

Oysa Allah bizim de onların da Rabbidir.

İnananlar yalnız Allah’a dayanıp güvenmelidir.

Allah’tan başkasından beklentisi olanın, hesap günü yüzü gülmez. Ayetler uyarır bizi: “Bir kısmını iyiye ve güzele kılavuzladı, bir kısmının üzerine de sapıklık hak oldu. Onlar, Allah’ı bırakıp şeytanları dost edinmişlerdi. Bir de kendilerinin hidayet üzere olduklarını sanırlar.” (A’raf Suresi 30).

O gün gerçekten de her kişi kendi derdine düşer. Kendini kurtarmak için her şeyi gözden çıkarmaya hazırdır. Bu yüzden o gün kimi şeyh ve tarikat önderlerinin kendisine bağlananların derdine düşeceği hikâyeleri tamamen asılsız ve yalandır:

“En yakın dostlar birbirlerinin halini sormaz/bir dost bir dostundan bir şey isteyemez. Onlar birbirlerine gösterilirler. Bir suçlu-günahkâr, o günün azabına karşılık olmak üzere, oğullarını fidye olarak vermek ister. Eşini ve kardeşini. Kendisini kucaklayıp barındıran aşiretini/ailesini. Yeryüzünde bulunanların tümünü fidye verip kendisini kurtarmayı ister.” (Mearic Suresi 10-14).

Esasen bu durumun sebebi son derece açıktır. Allah’ın vahyinden yüz çeviren ve o vahyi dikkate almadan uydurulmuş rivayetler ile hüküm verenlere şeytan dost olmuştur.

Bu kimseler ise kendilerini doğru yol üzerinde sanmaktadırlar: “Kim Rahman’ın Zikri’ni (Kur’an’ı) görmezlikten gelip ondan uzaklaşırsa biz ona bir şeytanı musallat ederiz de o ona can yoldaşı olur. Bu şeytanlar onları yoldan saptırırlar. Onlarsa kendilerinin hâlâ doğru yol üzerinde olduklarını sanırlar.” (Zuhruf Suresi 36-37).

Rabbimiz boş yere uyarmıyor kullarını: “Yemin olsun, biz bu Kur’an’da, insanlar için her örnekten nicelerini sıraladık. Ama insanların çoğu inkârdan başka bir şeyde diretmediler.” (İsra Suresi 89).

Allah’ın vahyine kulak vermeyen kişi, türlü zanların peşinde helak olmaya mahkûmdur. Kur’an, daha önce kendilerine kitap verilen toplulukların da Allah’ın kendilerine bildirmiş olduğu vahyi gerektiği gibi dikkate almadıklarına ve üzerinde bulundukları inanç ve kabullerin, şeytan tarafından kendilerine süslü gösterildiğine dikkat çekerek inananları aynı hatalara düşmemeleri konusunda uyarır: “Yemin olsun Allah’a ki, senden önceki ümmetlere de elçiler gönderdik de şeytan onlara amellerini süslü gösterdi. O, bugün de onların dostudur. Onlar için acıklı bir azap var.” (Nahl Suresi 63).