Kur’ân’a abdestsiz dokunmak

Categories Dine Sokulan İlavelerPosted on

Doğru zannedilen fakat doğru olmayan konulardan biri de, abdestsiz Kur’ân’a dokunma meselesidir.

Fıkıh ve ilmihallerde bu yasak konmuş, böylece Müslümanlar bunu dinin bir ilkesi, zorunluluğu olarak kabullenmişlerdir. Bu kabullenme ve bu yanlış öğreti, Müslümanları Kur’ân’dan uzaklaştırdı.

Abdestsiz Kur’ân’a dokunulamayacağı konusuna delil getirdikleri, Vakıâ sûresinin 79. âyetidir. Âyetteki “la yemessuhu illa el-mutahherun” ifadesinin manasını şöyle vermişlerdir: “Ona sadece tertemiz olanlar dokunabilir.”

Temiz olan kimlerdir, sorusuna çok farklı cevaplar verilmiştir.

Bazıları meleklerin temiz olduğunu söylemişlerdir. Bunlar Vakıâ 79’da geçen la yemessuhu kelimesinin sonundaki “hu” zamirini, 78. âyette geçen Kitab-ı Meknun’a göndermektedirler.

Ayette geçen “dokunmak” kelimesine ise “iletişim kurmak” manasını vermek daha doğru olacaktır. “Onunla ancak temiz olanlar iletişim kurabilir. Âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.”

  1. a) 79. âyette yer alan la yemessuhu fiiline “emir” manası vermek doğru değildir. Çünkü bazıları ona “dokunmasın” şeklinde olumsuz emir manası vermektedir. Oysa bu fiile “dokunmaz, dokunamaz” şeklinde mana vermek gerekiyor. Buradaki messe fiiline “iletişim kurmak” anlamını vermek daha iyi olacaktır.

Kur’ân ya da korunmuş olan bu kitap ile ancak temiz insanlar iletişim kurarlar. Aksi takdirde la yemessuhu kelimesinin sonundaki hu zamirinin Levh-i Mahfuz’a gittiğini söylersek, o zaman el-mütahherun kelimesinden yani temizlerden kasıt “melekler” olur.

“Korunmuş levhaya insanlar ve cinler ulaşamaz, dokunamaz, ancak melekler ulaşabilir” şeklinde anlamak gerekiyor.

Bu açıklamayı Razi, Kurtubi vs. otoriteler de kabul etmektedir. Buradaki “kitap”tan kasıt, elimizdeki Mushaf ise, o zaman bu dokunma fiilini “iletişim kurmak” şeklinde almamız gerekiyor. Çünkü bir kâfir, müşrik, Kur’ân’ı sadece incelemek, araştırmak için eline alsa, ona “alma” mı diyeceğiz? Kâfir, müşrik denen insanlar hem cünüp, hem de manen kirlidirler. Tevbe sûresinin 28. âyetine göre, “müşrikler pisliktir”.

Bilindiği gibi Vakı’â sûresi hicretten 7 yıl önce inmiş, abdestle ilgili âyet hicretten bir yıl önce gelmişti. Vahy kâtipleri ve diğer mü’minler Kur’ân’ı nasıl ellerine alıyorlardı?

Süleyman Ateş, Mushaf’ı kimlerin ele alıp alamayacağını, geniş bir şekilde Tefsir’inin 9. cildinin 234. sayfasında, et-Teshil’den naklederek açıklamıştır: İmam Malik’e göre, cünüp, hayızlı ve abdestsiz olanın Mushaf’a dokunması caiz değildir. Ahmed b. Hanbel ve Zahiriyye mezhebine göre, cünübün, hayızlının ve abdestsizin Mushaf’ı tutması caizdir. Üçüncü görüşe göre, Kur’ân abdestsiz tutulabilir, fakat cünüp iken tutulamaz. Bu görüşler, beşerî görüşlerdir ve âyetle hiçbir ilgisi yoktur. Bu görüşlerin bazısına uyulursa, Kur’ân hiç ele alınmayacak, okunmayacak ve incelenmeyecektir. Bir kâfir veya müşrik hem cünüptür, hem de inanç bakımından kirlidir.

“Kur’ân mushafını eline aldığında, gidip onu elinden alacak mıyız?” Bize, “Onu incelemek için eline aldım” derse, ne yapacağız? “Hayır, sen onu eline alıp inceleyemezsin, önce iman et, cünüplükten temizlen!” mi diyeceğiz?

Âyetteki mütahherun kelimesini “iyi niyetli, inançlı, duygu temizliğine sahip insanlar” olarak almamız ve dokunma kelimesini de “iletişim” manasına almamız gerekiyor.

Kur’ân’ı pek çok çeşitli insan eline alır ama onunla iletişimi sadece temiz ruhlu, inançlı, iyi niyetli insanlar kurabilir, demekten başka çaremiz yoktur.

“Sen şu halinle, bu halinle Kur’ân’a dokunma” dersek, ona “Kur’ân’ı eline alma” demiş olacağız. Zaten böyle yaptığımızdan Müslümanlar bile Kur’ân’ı ellerine alıp okumuyorlar ve abdestsizliklerini mazeret gösteriyorlar. Yanlış fetvalar vererek halkı Kur’ân’dan uzaklaştırdık.

Namazı kılmak için ön hazırlık olarak abdesti şart koşan Yüce Allah, Kur’ân’ı ele almak için abdest almayı şart koşamaz mıydı?

Neden Yüce Allah’ın demediğini, ‘demiş’ gibi bizler fetva veriyoruz. Dokunmamayı neden insanın bulunduğu durumlarla manalandırıyoruz?

Mesela: Aybaşı olan kadın hastadır, biz ona “Kur’ân’ı eline alamazsın” nasıl deriz? Normal bir hastaya Kur’ân’ı eline alma diyemeyeceğimiz gibi, ona da diyemeyiz. Aybaşı olan kadın onlar gibi normal bir hastadır.

Bize göre bu âyeti en güzel açıklayan şu hadis olacaktır: “Rasulullah, Kur’ân’ın düşman eline geçmemesi için, düşman yurduna götürülmesini yasakladı.” (Buhari, Cihad, 129; Müslim, İmaret, 92-94; Ebu Davud, Cihad, 81; İbn Mace, Cihad, 45)

Bu, kâfir ve müşriklerin Kur’ân’a kötü niyetle dokunmalarını engellemek, dokundurmamak anlamına gelmektedir.

b) Âlemlerin Rabbi tarafından indirildiği için, kötü niyetli insanlar ona dokunamaz, ona ulaşamaz, yani ona bir ilave yapamaz ve onun bir kelimesini değiştiremezler. Bundan sonraki âyetler de buna işaret etmektedir.

Konuya eğitim açısından bakarsak şu neticeye ulaşabiliriz. Abdestsiz, Kur’ân’ın ele alınmayacağını, okunamayacağını insanlara söylemek, insanların Kur’ân’dan uzaklaşmasına neden olmuştur. Müslümanların Kur’ân’ı ellerine alıp okumamaları kimleri memnun etmiştir? Birinci derecede şeytanları, ikinci derecede İslam’ın düşmanlarını memnun etmiştir.

Hz. Peygamber’in vahiy kâtipleri, vahy geldiğinde, bizim abdestimiz yok deyip, abdest aldıktan sonra mı yazıyorlardı?

Hz. Peygamber onlara abdest almadan vahiy yazmayınız mı dedi?

Yüce Allah Maide 6’da “namaz kılacağınızda abdest alınız” dediği gibi, Kur’ân okuyacağınızda abdest alınız, niye demedi?

Kur’ân’da olmayan bir şeyi niçin uyduruyoruz?

Bir Müslüman Kur’ân okumaya başlamadan önce abdest alabilir, ama bunu dinin hükmü haline getirmemelidir. O zaman herkesin istediğine, uygulamasına, görüşüne göre dinler çıkmış olur; din bir tane iken birkaç olur.

Zümer sûresinin 11. âyetine göre, dini Allah’a has kılarak O’na kulluk etmemiz gerekiyor. Hz. Peygamber’in sünneti de bu idi. Beşerî fetvaları din haline getiremeyiz.