Mezheplerin kendi içindeki çelişkisi

Categories MezheplerPosted on

Ne yazık ki geniş halk kitleleri mezheplerin gerçek yüzünü ve bu yapının Kuran’la çeliştiğini bilmeden mezhebe tabi olmakta; dini, Kuran yerine mezheplerin izahlarına göre yazılmış ilmihal kitaplarından öğrenmektedirler.

Yukarıdaki örneği ele alırsak, Türkiye’de halkın büyük bir kesimi Hanefi mezhebinden olduğunu söylemektedir. Fakat büyük bir kesimi Hanefi olan halkın büyük bir kısmı, mezheplerinin dişlere dolgu yapmayı yasaklayan izahını bilmediklerinden dişlerini doldurtmakta ve kaplatmaktadır.

Böylece boy abdestleri ve dolayısıyla namazları takip ettikleri Hanefilik mezhebine göre geçersizdir. Kitlelerin önüne “Ya Sunni olursun, Hanefi mezhebine uyarsın, ya da Şii, Alevi gibi sapık bir mezhepten olursun” şeklinde klişe laf ve korkutmalarla; “mezhepçilik” adeta bir milliyetçilik, ırkçılık şekline dönüştürülüp sunulmuştur.

Sunni olmamak adeta kafir olmakla eşdeğer gösterilmiş, bu fikrin her alternatifi de sapık ilan edilmiştir. Şiilik ve Alevilik’te de durum farklı değildir. Onlar da aynı şekilde ırkçılığa dönüştürülmüş mezhep taassuplarıyla Sunniliğe aynı şekilde yaklaşmaktadırlar. Bu kitlelerin görmezlikten geldiği ve halkın bilmesi gereken alternatif; Kuran’ın, dinin tek kaynağı olarak ele alınıp, tüm bu mezheplerin inkar edilmesi ve dinin yalnız Kuran’a dayandırılarak anlaşılması ve yaşanmasıdır.

Mezheplerin kurucuları, Kuran’ı ve hadisleri kendilerine göre yorumlayıp, diledikleri hadisleri veya ayetleri seçtikleri, dinin serbest bıraktığı konularda rey ve içtihat adıyla hüküm oluşturdukları için aslında, adeta Kuran’ın da hadislerin de üzerinde bir yetkiyle hareket ettiler.

Bu yetkiyi kullanışlarından, bizim gibi sadece Kuran’ı yeterli görenler değil, mezhep imamlarından sonra yaşayan ve bizim her fırsatta eleştirdiğimiz hadis imamları bile rahatsız olup, mezhep kurucularına çok şiddetli eleştiriler getirdiler.

Eleştirilerin odaklandığı en önemli noktalardan biri mezhepçilerin kendi görüşlerini -reylerini- kimi konularda hadisin önünde tutmalarıydı.

Hatta bazı hadisçiler, “ehli rey fakihleri” diye çağırdıkları mezhepçileri; kendi reylerine uygun hadisler uydurmakla eleştirdiler. En meşhur hadisçi Buhari’nin, en büyük mezhebin kurucusu Hanefi’yi eleştirmesi ve “güvenilmez” ilan etmesi hadisçilerin bile bazı mezhepçileri beğenmediğinin en dikkat çekici örneğidir.

Sonuç olarak bugün “İslam” olarak sunulan Kuran’ın anlattığı İslam olmadığı gibi aslında uydurmalar ile dolu hadisler bile değildir. Bugün uyulan “İslam”, mezhep imamlarının kurduğu ve kendi kafalarına göre tüm bu kaynakları değerlendirdikleri “İslam”dır. Mezheplerin kurulduğu dönemde ne Buhari, ne de Müslim hadis kitaplarını yazmışlardı.

Hadisler sahih, zayıf ve hasen şeklinde ayırımlara da mezhepler oluşturulduğu zaman tabi değillerdi. Yani mezhepler, birçok uydurmayla dolu olan, fakat en doğru hadis çalışmaları olduğu iddia edilen kütübü sitte (altı meşhur hadis kitabı) ortada yokken oluşturuldu.

Kısaca söylemek gerekirse, mezheplerin izahlarında uydurmaların yüzdesi, birçok hadis kitabının çok çok üstündedir. Oysa ne yazık ki halkın önemli bir kesimi tüm bunlardan habersiz, kendi mezheplerini İslam’a eşit saymakta ve bu yapıların Kuran’la çelişkilerinden habersiz bulunmaktadırlar.

Kuran’da dinimiz açıklanmış ve birçok husus açıklanmayarak serbest bırakılmıştır. Mezheplerse dinin serbest bıraktığı her detayı, haşa açıklanması unutulmuş gibi açıklayıp; dini birçok durumla, hatta insanın yaratılışıyla çelişir hale getirmişlerdir