Peygamberimiz sözlerini neden yazdırmadı?

Categories Peygamber AlgımızPosted on

Peygamberimizin hadis yazımını yasaklamasına gerekçe olarak, hadislerin Kur’an ile karışma ihtimali ileri sürülmüştür. Bu son derece mantıksız ve tutarsız bir iddiadır.

Öncelikle Kur’an’da tek bir ayette bile peygamberimizin Kur’an dışında dinin evrensel hükmü olarak bir sözü ya da sünneti olduğuna işaret yoktur. Bu olmadığı gibi örnek verilen pek çok ayette de görüleceği üzere peygamberimiz sadece Allah’ın sözlerini tebliğ etmek ve yaşamakla yükümlü kılınmıştır.

Söz konusu iddiadaki gibi şayet peygamberimizin Kur’an ayetleri dışında, ayetleri açıklamak ya da ayetlerdeki kimi hükümleri kaldırıp değiştirmek gibi bir yetkisi olsaydı, sonradan karışıklık olmaması için bu yetkisinin en başta Kur’an’da vurgulanması gerekirdi.

Yine şayet peygamberimizin Kur’an dışında dini anlamda bir sözü ya da uygulaması olsa bunu bizzat kendisi hayattayken kayda geçirtir ve böylelikle daha sonradan kendisi üzerinden birtakım şeyler uydurulmasına engel olurdu.

Bunu yapmadığına göre peygamberimizin dini anlamda sadece Kur’an’a tabi olduğu ve miras olarak Kur’an’ı bıraktığı net bir şekilde anlaşılmaktadır.

Bunun aksini iddia etmek, peygamberimizin ileride ortaya çıkacak uydurmaları öngöremeyecek kadar basiretsiz olduğunu iddia etmektir.

Bununla birlikte bilindiği gibi Bakara suresi 282. ayette: “Ey iman edenler, belirli bir süre için borçlandığınız zaman onu yazınız. Aranızdan bir kâtip doğru olarak yazsın, kâtip Allah’ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan kaçınmasın, yazsın. Üzerinde hak olan (borçlu) da yazdırsın ve Rabbi olan Allah’tan sakınsın, ondan hiçbir şeyi eksiltmesin… Onu (borcu) az olsun, çok olsun, süresiyle birlikte yazmaya üşenmeyin. Bu, Allah katında en adil, şahitlik için en sağlam, şüphelenmemeniz için de en yakın olandır…” şeklinde buyrulmaktadır.

Bu ayetten de açıkça görüldüğü gibi insanlar arasındaki vadeli borçların unutulmaması için şahitler ile kayda geçirilmesi söylenmektedir. Bu durumun sonradan şüpheye düşülmesine engel olunması bakımından daha yerinde olacağı ifade edilmektedir. Allah, borcun miktarı ve süresi hakkında şüphe duyulup tereddüt edilmemesi için, yazılarak kayıt altına alınmasını söylediğine ve peygamberimiz de bunu uyguladığına göre, şayet peygamberimizin Kur’an dışında dini bağlayıcılığı olan bir sözü ya da uygulaması olsaydı, bunların akılda tutulmalarının borcun süresi ve vadesinin akılda tutulmasından daha zor ve çok daha önemli olması sebebiyle bizzat kendisi kayıt altına aldırırdı.

Çünkü böyle hayati bir konuda şüphe ve tereddüde meydan bırakılmaması gerektiği açıktır.

Çalışma boyunca örnek verilen rivayetlerin hem kendi aralarında, hem Kur’an ile hem de akıl ve fıtrat ile açık bir şekilde çelişmeleri, hadisler konusunda ne denli sağlıksız bir durumun ortaya çıktığını açıkça göstermektedir. Dolayısıyla Kur’an dışında dini anlamda bağlayıcı olacak başka bir söz ya da uygulama olsaydı bunu muhafaza ettirmek en başta peygamberimizin görevi olurdu.

Kur’an, peygamberimiz hayattayken toplanıp bir araya getirilmiştir. Şayet Kur’an dışında bir de peygamberimizin hadisleri olsaydı, onlar da bizzat peygamberimiz tarafından toplanıp ayrı bir kaynak olarak bir araya getirilirdi.

İnsan aklı ve geçmişe dayalı tecrübesi bunu gerektirir. Şayet böyle bir gereklilik olsa Rabbimiz Kur’an’da: Ey Muhammed, Kur’an’ı vahyedip toparlamak bizim, ayetlerimi açıklayacak sözlerini toparlamak da senin işin” ya da “Sen şimdi sözlerini toparlama ki Kur’an ile karışmasın. Nasıl olsa senden iki üç asır sonra gelecek kullarım senin sözlerini toparlayacaklardır” şeklinde bir ayet indiremez miydi?

Kur’an’da böyle bir ayet olmadığına göre ve Allah’ın bunca apaçık ayetine rağmen peygamberimiz üzerinden iddia edilen şeylere dini bir kaynak olarak itibar edilemez.

Peygamberimiz, dini tebliğ ederken ayetlerden hareketle insanlara birtakım nasihatlerde bulunmuş ve bazı sözler söylemiştir. Bu gayet normaldir. Ancak bu sözlerin tamamı da Kur’an ayetleri ile uyum içindedir. Çünkü peygamberimiz Allah’ın elçisi olarak O’nun ayetlerini tebliğ etmek ve bizzat yaşayarak örnek olmak ile görevlidir.

Dini konularda Allah’ın ayetleri ile çelişecek şekilde davranması, ayetlere uygun olmayan birtakım sözler kullanması ya da ayetlerde yer almayan hüküm ve haramlar ortaya koyması düşünülemez. Peygamberimize isnat edilen ve Kur’an’da karşılığı olan hadisler için dahi “Bunu kesinlikle peygamberimiz söylemiştir” demek mümkün değildir. Ancak Kur’an’a uygun olan bir rivayete doğrudan karşı çıkmanın da bir anlam ve gereği yoktur. Kur’an’a uygun olan sözlerin bir kısmının peygamberimiz tarafından söylenmesi muhtemeldir. Burada dikkat edilmesi gereken asıl mesele tek ve tartışmasız hüküm kaynağımızın Kur’an olduğudur. Kur’an dışındaki her söz ve rivayete temkinli yaklaşmak gerekir.