İki kız evladı yetiştiren cennetlik mi?

Categories Geleneksel Din AnlayışıPosted on

Bir rivayette ergenlik çağına gelene kadar iki kız yetiştirmiş olan kişinin cennetlik olduğu iddia edilmiştir:

“Resulullah buyurdu ki: Buluğa erinceye kadar kim iki kız evladı yetiştirirse -parmaklarını birleştirerek- kıyamet günü o ve ben şöyle beraber oluruz. (Tirmizi’de: O ve ben cennete şu iki şey gibi beraber gireriz dedi ve iki parmağıyla işaret etti şeklinde gelmiştir.)” Müslim, Birr 149, (2631); Tirmizi, Birr 13, (1917).

Görüldüğü gibi iki kız evladı sahibi olmak ve ergenlik dönemine kadar onları yetiştirmek, cennete girmek için üstelik peygamberimiz ile birlikte girmek için yeterli bir sebep olarak gösterilmiştir.

İki kız sahibi olmayan ya da sadece erkek çocuklara sahip olan insanların suçlarının ne olduğunu merak etmemek elde değil.

Bir yandan cennete girmek bu kadar kolay gösterilirken öte yandan “Kalbinde zerre kadar kibir bulunan cennete giremez” (Müslim) ya da “Akrabasıyla ilgisini kesen kimse cennete giremez.” (Buhari) türünden rivayetler ile cennete girmenin son derece zorlaştırıldığı görülmektedir.

Peygamberimize melekler ameliyat yaptı mı?

Categories Geleneksel Din AnlayışıPosted on

Hadislerde, peygamberimizin göğsünün melekler tarafından yarıldığı, kalbinin çıkarılarak zemzem ile yıkandığı, iman ve hikmetin bir kap içinde göğsüne boşaltıldığı iddia edilmiştir:

“Ben Kâbe’nin avlusundan Hatim kısmında -belki de Hıcr’da demişti yatıyordum, -bir rivayette şu ziyade var: Uyku ile uyanıklık arasında idim- derken bana biri geldi, şuradan şuraya kadar (göğsümü) yardı. -Bu sözüyle boğaz çukurundan kıl biten yere kadar olan kısmı kastetti.- Kalbimi çıkardı. Sonra bana, içerisi imanla (ve hikmetle) dolu, altından bir kap getirildi. Kalbim (çıkarılıp su ve zemzem ile) yıkandı. Sonra içerisi (imanla) doldurulup tekrar yerine kondu.” Buhari, Bed’ü’l-Halk 6, Enbiya 22, 43, Menakıbu’l-Ensar 42; Müslim, İman 264

Söz konusu rivayete bakıldığında melek olması muhtemel olan biri tarafından peygamberimize cerrahi bir operasyon yapılmış ve kalbi iman ile doldurulmuştur.

İddiaya bakıldığında operasyondan önce peygamberimizin yeterince iman ile dolu olmadığı anlaşılmaktadır. Öte taraftan imanın arabaya benzin doldurur ya da birine kan takviyesi yapar gibi insana yapılacak bir yükleme olmadığı açıktır.

Ancak birçok rivayette olduğu gibi bu türden mitolojik içerikli iddialara inananlar, inandıkları şeylerin tutarsızlığını ve bu türden iddiaların akıl ve mantık ile çelişen temelsiz iddialar olduklarını fark edemiyorlar.

“Allah ete kemiğe büründü göründü” uydurması

Categories Geleneksel Din AnlayışıPosted on

Tasavvuf kültüründeki kimi anlatımlarda, Kur’an’ın net bir şekilde ortaya koymuş olduğu tevhit inancını sarsacak şekilde iddiaların ortaya konulduğu görülmektedir.

Bu rivayetlerden hareketle Allah’ın bazı kullarına tecelli ettiği ve ete kemiğe bürünüp falanca diye göründüğüne ve o kişinin Allah’ın aynası olduğuna inanılır.

Oysa ayetler uyarır: “Ama kalkarlar, kullarından birini O’ndan bir parçaymış gibi telakki ederler: Şu bir gerçek ki, (bunu yapan) insan katmerli bir nankörlük içindedir.” (Zuhruf Suresi 15).

Allah bunca ayeti ile inananları uyarıyor. Daha ne yapsın?

Allah ne derse desin bir kısım insanlar uydurmaların peşine takılıp Allah’tan başkasına kulluk kölelik etmeye devam edecekler.

Kur’an uyarıyor: “Şüphesiz, sana bu Kitab’ı hak ile indirdik; öyleyse sen de dini yalnızca O’na halis kılarak Allah’a kulluk et. Kesinlikle, din sadece Allah’a aittir. O’nun dışındakileri evliya (dostlar) olarak edinenler, ‘Onlar bizi Allah’a daha fazla yaklaştırsın diye biz onlara tapıyoruz.’ (derler). Ayrılığa düştükleri bu konuda onların arasında Allah karar verecektir. Allah kuşkusuz, yalancıları ve nankörleri doğru yola iletmez.” (Zümer Suresi 2-3)

Kaç hadis sahih olarak günümüze ulaşabilir?

Categories Hadis - Hadis ÇelişkisiPosted on

Ahmed Emin, hadis uydurmacılığının boyutlarını gösteren şu zeki tespiti yapar: “İlginçtir ki eğer hadisleri açıklayıcı bir şekilde ele alacak olsak piramit biçiminde olduklarını görürüz. Piramitin tepesi Allah’ın elçisinin dönemi olup aşağıya indikçe piramitin eni artmaktadır. Piramitin temeline vardığımızda Peygamber döneminden ne kadar geniş olduğunu fark ederiz. Hâlbuki makul olan tersidir. Çünkü Peygamber’in yanında olanlar hadisleri (Peygamber’in söylediklerini) en çok bilenlerdi. Sonra onların ölümüyle hadisleri bilenlerin sayısı azalacak ve bu şekilde üstteki piramit ters şekilde gelişecekti. Ama bizler Emevi dönemindeki hadislerin, bu dönemdekilerden daha kabarık olduğunu görüyoruz.” (Ahmed Emin, Duhaul İslam)

Bazı hadis bilginlerinin iddiasına göre 2 milyon hadis vardır. “En doğru” hadis kitabının derleyicisi olarak gösterilen Buhari’nin kitabındaki hadisleri 600 bin hadis arasından, Müslim’in ise 300 bin hadis arasından seçtikleri söylenir.

Ebu Davud’un kitabındaki hadisleri 500 bin hadisten, mezhep kurucusu olan Malik’in Muvatta’sını 100 bin hadisten, İbni Hanbel’in ise Müsned’ini 750 bin hadisin arasından seçtiği söylenir.

Peygamberimiz’in aşağı yukarı 23 yıl Peygamberlik yaptığını esas alır ve miladi takvime göre hesaplarsak, yaklaşık 23×365=8395 gün Peygamberlik yapmış olur. Toplam 2 milyon hadis olduğu söylendiğinde, Peygamberimiz’in Peygamberlik yaptığı her gün başına 200’den fazla hadis düşer. Herhangi bir kişiye bir yıl önce en çok beraber vakit geçirdiği kişinin; babasının, çocuğunun, karısının veya kocasının hadislerini (sözlerini) ve yaptıklarını yazmasını söyleyelim. Aradan bir yıl geçmesine rağmen yazılan adetleri gördüğümüzde, Peygamberimiz’in vefatından iki yüz yıl sonra, gün başına iki yüz adet rivayet edilen sözlerin, toplam sayısından bile bunların içinde ne kadar çok yalan olduğunu anlayabiliriz.

Tüm bu hadis kitabı yazarlarının tüm bu hadisleri ezbere bildikleri ve kendilerince en doğru gördükleri hadisleri seçtikleri söylenir. Hadisçilerin kaç hadis bildiklerini söyleyebilmeleri için tüm hadisleri bir yere yazıp saymaları gerekirdi, yoksa kimse ezbere 600 bin hadis bildiğini iddia edemez.

Türkçe konuşan bir topluluğa kaç tane kelimeyle Türkçe konuştuklarını soralım, çoğu kimsenin tam cevap veremediğini görürüz. Sayı 600 bin gibi rakamlara tırmandığında insanın ezberindekini sayması ise imkansızlaşır.

Hadis-Sünnet ve Kur’an İlişkisi

Categories Hadis - Kuran İlişkisi, Sünnet KavramıPosted on

Bir elçi olarak Hz. Muhammed kendisini de bilgilendiren, eğiten ve yönlendiren Kur’an’ı tebliğ etmiş, öğretmiş ve uygulamıştır. 23 yıllık bu tebliğ, öğretme ve uygulama ile ilgili bilgiler bize Müslümanların toplum olarak tevatüren uygulaması ve rivayetler yolu ile gelmiştir. Birincinin adı Sünnet, ikincinin adı Hadis’tir. Bilindiği gibi ‘yol’ anlamındaki Sünnet, Hz. Peygamber’in Kur’an’ı uygularken izlediği yol ve şekil demektir.

Hadis ise, Hz. Peygamber’in izlenen bu yola ilişkin sözlerinden veya uygulamalarından kişilerin akıllarında kalan bilgilerin ağızdan ağıza anlatımlarıdır.

“Hadis ile arasındaki ayırım kasten silikleştirilen Sünnet kavramı, 1-Kur’an’a eş değer, 2-Kur’an’a paralel bir vahiy ilan edilmiştir. Bu ilan, her açıdan beşeri yorum üzerine bina edilmiştir.” “Şatıbi’den destek alarak söylüyorum; Sünnet, mutlak anlamda bağımsız bir kaynak değil, Kur’an-ı Kerim’in canlı hale getirilmesi ve hatasız bir uygulaması olup Kur’an’ı anlamak için vazgeçilemez bir kaynaktır.”

Sünnetin Kur’an’ın alternatifi veya paraleli değil, uygulaması olduğunu belirtmiştik. “Pratikte Müslümanlar, farzları, Kur’an’da emredilen hükümler, Sünneti de hadislerle tavsiye edilen/anlatılan ameller olarak bilir. Bu bilgiye göre Sünnet, Kur’an’da bulunmayan ama Nebi’nin yaptığı bazı amellerdir. Yani Kur’an’ın tamamen dışındadır. Oysa bu bilgi büyük bir yanlıştır. Sünnet, asla Kur’an’ın dışında değildir. Sünnetin temel dayanağı hadisler değil, Kur’an’dır.”

“Kur’an Rasule hem itaati emreder, hem örnek alınmasını ister. Rasule itaat etmek, Kur’an’ın emirlerini, yani Fıkıh dilinde farz dediğimiz emirleri, Rasulü örnek almak ise Kur’an’ın tavsiye ettiği, yani Fıkıh dilinde Sünnet dediğimiz uygulamaları yapmaktır. Dolayısıyla farzların ve sünnetlerin kaynağı Kur’an’dır.”

Kur’an, Yüce Allah tarafından indirildiği ve Hz. Peygamber tebliğ ettiği şekilde korunarak geldiği gibi, Sünnet de ayrıntılar ve beş vakit namazın devamlı üç vakitte toplanarak kılınması ve zühr-i âhir namazı gibi mezhep fanatizmini ümmetin ilk günden beri bildiği ve yaptığı uygulamanın önüne geçiren anlayışlar dışında-Hz. Peygamber döneminden itibaren toplum olarak Müslümanlar uygulayarak geldikleri için kuşaktan kuşağa tevatüren gelmiş ve insanlar birbirlerinden görerek onu öğrenmiş ve uygulamıştır.

Örneğin, hiçbir rivayette anlatılmasa bile namazın günde kaç vakit ve nasıl kılındığı, kılınan her namazın rekat sayısı, her rekatta Fatiha suresinin okunması, Kur’an’dan bir miktar okunması, rüku’ ve sücûd, oturma ve tahiyyat okumak gibi ümmetin tevatüren uygulamasında sabit olup kuşaklar bunu birbirinden görerek öğrenmiştir ve öğrenmektedir. Oruç, hac, zekât, tesettür, cihad, infak, ceza uygulamaları gibi diğer ibadetler ve uygulamalar için de durum budur. Zaten dinle ilgili hadisler de Kur’an’ın bu içeriğini seslendiren anlatımlardır. Bunların dışında kalanlar ya başka kültürlerin ve yerel şeylerin seslendirilmesidir ya da birilerinin işinin görülmesi için oluşturulmuştur.

Sünnetin hadislere değil, Kur’an’a dayandığını görmek için Kur’an’ın sadece farzları emreden bir kitap değil, Fıkıh dilinde vacip, sünnet, mendup, müstehab ve mübah diye bilinen tüm uygulamaları içerdiği, bunların yapılış şekline Sünnet veya ‘Rasulün Kur’an Tatbikatı’ denildiği, örneğin farz namazlar dışında kılınan namazlar, umre, kurban, Allah’tan bağışlanma dilemek, Allah’a hamd ve tesbih etmek, çokça zikretmek, anne baya güzellikle muamele etmek, akrabaya yardım etmek, yetimi gözetmek, yoksulu, kimsesizi, muhtacı doyurmak ve sahip çıkmak, bollukta ve darlıkta infak etmek, sabretmek, açıktan veya gizlice sadaka vermek, hayır işlemek ve yardım severlik, darda olana borç vermek ve ödeyemeyecek durumda olana mühlet tanımak veya borcu bağışlamak, borcun miktarını ve vadesini şahitler tutarak yazmak, hoşgörülü, affedici, merhametli, şefkatli, güler yüzlü olmak, güzellikle öğüt vermek, insanlara güzel konuşmak ve tartışılacaksa güzelce tartışmak, kıskançlıktan ve gıybetten sakınmak, elbise ve beden temizliğine dikkat etmek, temiz olmak ve güzel giyinmek, mütevazi olmak ve tevazu ile yürümek, selam vermek ve almak, öfkeyi yutmak, haksızlığı güzellikle savmak ve kötülük yapana bile iyilikte bulunmak, çalışkan ve gayretli olmak, kanaatkâr olmak, ölçü ve tartıyı tam ve adaletli yapmak, adaletle hükmetmek, ticarette doğru olmak, istişare etmek, emaneti ehline vermek, çocuklara ve özel olarak kız çocuklarına güzellikle muamele etmek, fakirlikten dolayı evlenemeyen gençlere yardım etmek, vb. Kur’an’da emredilen veya tavsiye edilen uygulamaların hadislerden önce Kur’an ayetlerine dayandığına bakabiliriz.

Onun için Kur’an’da tavsiye edilmeyen bir amel sünnet olamaz.

Ayakta su içilmesi ile ilgili hadisler ve çelişkileri

Categories Hadis - Hadis ÇelişkisiPosted on
  1. Çelişik Hadis: “Peygamber ayakta su içilmesini yasakladı.” Ebu Davud 4/No:3717 ,
  2. Çelişik Hadis: “Peygamber’i sizin benim gibi ayakta su içerken gördüm.” Ebu Davud 4/No:3718 Bu örnek hadislerdeki birinci hadis, kendisiyle çelişen ikinci hadis de olmasına rağmen daha çok itibar görmüştür.

Günümüzde de geleneksel İslami yaklaşımı benimseyenlerin, suyu oturarak ve üç yudumda içtiklerini ve bundan da sevap beklediklerini görebiliriz.

Peygamberimiz kimlerin cennetlik olduğunu söylemiş midir?

Categories Hadis - Kuran ÇelişkisiPosted on

Bir hadiste peygamberimizin: “Beni gören veya beni göreni gören bir Müslüman’a ateş değmeyecektir.” dediği ya da yine hadislerde kimlerin cennetlik olduğunu isimlerini vererek müjdelediği iddia edilir.

Oysa Kur’an’da Peygamberimize: “De ki: Ben peygamberlerin ilki değilim; kendime de size de ne yapılacağını asla bilmiyorum; ben sadece (vahyi) olduğu gibi beyan eden bir uyarıcıyım.” (Ahkaf Suresi 9) demesi emredilmektedir.

Cennete girmenin vizesinin, peygamberimizi görmek ve onu görenleri görmek olduğu bir din, Allah’ın dini değildir.

Bununla birlikte yine aynı kaynaklarda, peygamberimize ait olduğu rivayet edilen ve Kur’an ayetleri ile uyumlu olan birtakım ifadelere de yer verilmiştir. Bir hadis rivayetine göre örneğin peygamberimizin şöyle söylediği iddia edilmiştir: “… Allah’a yemin ederim ki, ben Allah’ın resulü olduğum halde bana ve size yarın Allah tarafından nasıl muamele edileceğini bilemem.”

Görüldüğü gibi söz konusu bu hadis rivayeti Kur’an ile uyum gösterirken aksi türlü iddialarda bulunan hadisler ile de birebir çelişmektedir.