Hadisler dinin kaynağı mıdır?

Categories Hadis - Kuran ÇelişkisiPosted on

Hadisler dinin kaynağı olamaz çünkü örnek verilen birçok ayetten net bir şekilde görüldüğü gibi dinin tek kaynağı vardır o da Kur’an’dır.

Allah dinini Kur’an vahyi ile bildirerek tamamlamıştır.

Hadis rivayetleri hem Kur’an ile hem kendi aralarında hem de akıl ve mantık kuralları ile çelişiyor olmasaydı yine de dinin kaynağı olamazlardı. Çünkü dinin kaynağının ne olduğunu insanlar değil dinin sahibi olan Allah belirler.

Allah’ın dinine uymak isteyen Allah’ın belirlediği ile yetinmelidir.

Allah’ın belirlediğinin dışında kalan şeyler Allah’ın dininden değildir.

Dinin Kur’an’dan öğrenilmesinin olmazsa olmaz bir gereklilik olduğu ifade edildiğinde güvenilir kabul edilen hadis kitapları olmadan dinin anlaşılamayacağı çünkü söz konusu hadislerin ayetleri açıkladığı ve dini tamamlayarak anlaşılır hale getirdiği iddia edilir.

Oysa söz konusu kitaplardaki birçok hadis, hem Kur’an ile hem kendi aralarında hem de insan aklı ve yaratılışı ile çelişmekte ve dini tam anlamıyla anlaşılmaz, içinden çıkılmaz ve yaşanılmaz bir hale getirmektedir.

Dolayısıyla güvenilir kabul edilen hadis kaynakları, hiç de zannedildiği gibi güvenilir değildir.

Yaygın olan kanaat, Kur’an’ın hadislere muhtaç olduğudur.

Oysa bu kanaat son derece yersiz ve temelsizdir. Aksine hadis rivayetleri tam anlamıyla Kur’an’a muhtaçtırlar. İçlerindeki sayıları az da olsa gerçek olabilecek ve peygamberimiz tarafından Kur’an’ın yanına ilave bir kaynak olmak maksadı ile söylenmemiş olan hadislerin belirlenebilmesinin Kur’an dışında bir yolu yoktur.

Peygamberimizin Kur’an ayetlerini tebliğ ettiği konusunda inanan insanlar açısından bir şüphe olmadığına göre, peygamberimizin Kur’an’a uygun olmayan yani Kur’an’dan referans alamayan bir sözü söylemeyecek olmasında da bir şüphe bulunmaması gerekir.

Ancak güvenilir kabul edilen hadis kaynakları incelendiğinde bu noktada birçok şüphenin açık bir şekilde ortaya çıktığı görülür. Şüpheli olan, güvenilmez olandır. Bu yüzden ayetler her fırsatta Kur’an’ın kuşku, şüphe ve çelişki barındırmayan bir kitap olduğu vurgusunda bulunur.

Kur’an’dan tek bir din çıkar. Oysa hadis kaynakları içinden birçok konuda birbirinden farklı uygulamaları olabilecek birden fazla din çıkarılabilir. Örneğin insanlar birçok konuda kendi görüşlerini destekleyecek bir hadis rivayeti bulabilirler.

Kur’an ayetleri birbirlerini tamamlarlar. Kendi aralarında çelişmezler. Bu yüzden Kur’an’dan bir hüküm çıkartırken Kur’an’a bütünsel yaklaşmak gerekir. Oysa hadis rivayetleri için aynı şey söz konusu değildir. Hadislere bütünsel yaklaşılamaz.

Hadislerden hüküm çıkartılamaz.

Çünkü hadisler hem Kur’an ile hem de kendi aralarında çelişirler. Kur’an, ilahi bir kelam olması sebebiyle kendi içinde tutarlıdır. Oysa peygamberimizden sonra hadis uyduranlar için tutarlılık söz konusu değildir. Daha sonradan bu hadisleri toplayanlar, hadis rivayetlerinin Kur’an’a uygunluğunu gerektiği gibi gözetmedikleri gibi kendi içinde tutarlı olmalarını da gerektiği gibi gözetmemişlerdir.

Tek başına bu bile hadis rivayetlerinin tamamına yakınının peygamberimize ait olmadıklarının ve ondan çok sonra uydurulduklarının yeterli delilidir. Bu yüzden hadis rivayetlerine güvenmek mümkün değildir. Bugün tüm dünyada mezheplerden ve hadislerden hareketle yaşanan geleneksel dinin hali ortadadır. Bugün yaygın olarak yaşanan din, Allah’ın indirdiği dinden önemli ölçüde uzaktır. Kimi Müslümanlar savaş, kargaşa ve mezhep çatışması içinde, kimileri de sırtını Batı ülkelerine dayamış, kafasını kuma gömmüş ve toprağın altından çıkan petrolün geliri ile zevk sürmekte. Kur’an’ın içindeki aklı kullanma, barışı esas alma, hak, hukuk, adalet, paylaşım, özgürlük, işe ehil olma, istişare ve Allah yolunda en güzel şekilde mücadele ise hayatın dışına çıkarılmış vaziyette.

Allah’ın apaçık ayetlerini hiçe sayan bir Müslümanlık ile karşı karşıyayız.

Sözüm ona İslam adına çeşitli gruplar tarafından Ortadoğu kana bulanıyor. Kendilerine biat etmedikleri gerekçesiyle Müslümanlar katlediliyor.

Kimi “Müslümanlar” haksız yere Müslüman kardeşinin kafasını kesiyor. Keserken “Allahuekber” diyor, kafasını kestiği Müslüman da şehadet getiriyor. Müslüman olmasına rağmen oruç tutmadığı gerekçesiyle yine “Müslümanlar” tarafından insanlar kırbaçlanıyor, çarmıha gerilerek işkencelere uğruyor ve öldürülüyorlar. Kadınlar cariye ilan ediliyor, tecavüze uğruyor, pazarlarda satılıyor ve zorla sünnet ediliyorlar. Nasıl olsa peygamberimiz adına uydurulmuş ve “güvenilir” kabul edilen kitaplarda yer alan hadisler ve onlar üzerine kurulmuş mezheplerde tüm bu yapılanları meşrulaştıracak söylemler var.

Bir düşünelim bu nasıl Müslümanlık?

Allah insanı ne ile sınar?

Görünen o ki önce insanlığıyla. Müslümanım diyen ama bu şerefin hakkını veremeyip altında kalan ne çok insan var. Ölümler bile günümüzde, ölenin kimliğine göre önem kazanıyor. Haksız yere canından olan herkes kendi canımızdan bilinmeyip din, mezhep ve ideoloji ayrımı yapılıyor ve bizden olmayan herkes ötekileştirilerek haksızlık ve adaletsizliklere göz yumuluyor.

Sonra da “insanız”, “Müslümanız” deniliyor. Her gün yok yere binlercesi katledilse de Allah’ın en aziz kıldığı şey candır. Her nerede Allah adına ve dine sahip çıkma iddiasıyla din dışı söz ve eylemlerde bulunan birileri varsa orada şeytana kulluk, nefse hizmet vardır. Allah kimseyi din polisi kılmamıştır. Allah Kur’an’da peygamberimize:

“Sen onların üstüne bir zorba değilsin. O halde, benim tehdidimden korkanlara Kur’an ile öğüt ver.” (Kaf Suresi 45),

”Yüz çevirirlerse biz seni onlar üzerine bekçi göndermedik. Sana düşen, tebliğden başkası değildir.” (Şura Suresi 48),

“Rabbin isteseydi, yer yüzündekilerin hepsi mutlaka inanırdı. O halde sen mi insanları inanmaları için zorlayacaksın?” (Yunus Suresi 99) şeklinde uyarılarda bulunmuş ve kendisine kulluk ve ibadet etmeyenlerin dünyevi olarak cezalandırılmalarını emretmemiştir.

Yine Kur’an’da açık bir şekilde: “Dinde baskı, zorlama yoktur. Doğruluk, sapıklıktan seçilip belli olmuştur.” (Bakara Suresi 256) denilmiştir.