Peygamberler arasında üstünlük var mıdır?

Categories Hadis - Hadis ÇelişkisiPosted on

Bir hadiste peygamberimizin: “İnsanlar (Kıyamet günü) diriltilecekleri zaman yerden ilk çıkacak olan benim. Onlar (huzur-u ilahiye) geldiklerinde (onlar adına) hatipleri ben olacağım. (Allah’ın rahmetinden) ümidlerini kestiklerinde (rahmet ve mağfireti) onlara ben müjdeleyeceğim. O gün Livdu’l-hamd (şükür sancağı) benim elimde olacak. Âdemoğlunun Allah’a en kerim olanı da benim. Bunda fahr (övünme) yok!” dediği iddia edilir.

Bir başkasında ise “Kıyamet günü geldi mi, ben peygamberlerin imamı, hatibi ve (onlar arasında) şefaat (etmeye yetki) sahibi olacağım.” dediği iddia edilir.

Buna karşın bir diğer rivayet ise şu şekilde gelmiştir: “Resulullah’a bir adam gelip: ‘Ey Hayru’l-Beriyye (yaratılmışların en hayırlısı)’ diye hitap etmişti. Aleyhissalatu vesselam hemen müdahale etti: ‘Bu söylediğin İbrahim aleyhisselamın vasfıdır.’”

Yine söz konusu ilk iki rivayetteki iddialara rağmen başka rivayetlerde: “Peygamberlerden birini diğerine üstün kılmayın.”

“Bir kulun: Benim, Yunus İbnu Metta’dan hayırlı (üstün) olduğumu söylemesi uygun olmaz.”

“Hıristiyanların Meryemoğlu İsa’yı övmede haddi aştıkları gibi, beni övmede siz de haddi aşmayın. Bilin ki ben sadece bir kulum. Benim hakkımda Allah’ın kulu ve elçisidir deyin.” ve “Beni Musa’ya üstün tutmayın” dediği rivayet edilir.

Özellikle örnek verilen bu son dört hadis rivayetinin Kur’an’a uygunluğu ve peygamberimizin insanlara nasihat verirken bu türden sözler söylemiş olmasının mümkün olduğu son derece açıktır.

Dolayısıyla bu yöntemden hareketle yani rivayetlerin Kur’an’a arz edilmesiyle, bir sözün peygamberimizin ağzından çıkmış olup olamayacağına dair kesin olmamakla birlikte bir kanıya varmak mümkündür

İnsanların en hayırlısını kimdir?

Categories Hadis - Hadis ÇelişkisiPosted on

Bazı hadis kaynakları bir rivayeti aynı şekilde kaydederken söz konusu rivayetin yine güvenilir kabul edilen kaynaklarda bambaşka şekilde kaydedildiğini görmek mümkündür.

Örneğin Buhari ve Müslim tarafından alınmış bir hadis rivayetinde peygamberimizin şu şekilde söylediği iddia edilir:

“İnsanların en hayırlıları benim çağımda yaşayanlardır. Sonra onları takip edenlerdir. Sonra da bunları takip edenlerdir. Bu sonuncuları takiben öyle insanlar gelir ki kendilerinden şahitlik istenmediği halde şahitlikte bulunurlar (yemin talep edilmeden yemin ederler), onlar ihanet içindedirler, itimat olunmazlar.” Buhari, Şehadat 9, Fezailu’l-Ashab 1, Rikak 7, Eyman 27; Müslim, Fezailu’sSahabe, 214, (2535); Tirmizi, Fiten 45, (2222), Şehadat 4, (2303); Ebu Davud, Sünnet 10, (4657); Nesai, Eyman 29, (7, 17, 18).

Bu hadise göre en hayırlı olanlar peygamberimizin dönemindekilerdir.

Sonuncuları takiben gelecek olanlar ise güvenilmez kimselerdir. Tirmizi’de geçen bir hadis rivayetinde ise peygamberimizin şöyle söylediği iddia edilir:

“Ümmetim bir yağmura benzer. Önünün mü yoksa sonunun mu hayırlı olduğu bilinmez.” Tirmizi, Edeb, 81.

Bu hadiste ise hangisinin hayırlı olacağının bilinmeyeceği söylenmektedir.

Ebu Davud, Tirmizi ve İbn Mace tarafından alınan bir diğer rivayette ise peygamberimizin şöyle söylediği iddia edilmiştir:

“…Zira (bu safhaya gelince) arkanızda sabır günleri var demektir. O günler avuçta ateş tutmak gibi (sıkıntılı)dır. O günlerde, sizin kadar amel yapabilen bir kimseye elli kişinin ecri verilecektir.” Ebu Davud, Melahim 17, (4341); Tirmizi, Tefsir, Maide, (3060); İbn Mace, Fiten 21, (4014)

Bu rivayette ise sonradan gelenlerden birçok zorluğa rağmen peygamberimizin dönemindekiler kadar amel yapabilenlerin daha hayırlı olacağı anlaşılmaktadır.

Sahabeden geldiği iddia edilen her söz kabul edilebilir mi?

Categories Hadis - Hadis ÇelişkisiPosted on

“Sahabe” ifadesi; Peygamberimiz ile hiç konuşmasa bile Müslüman olarak -uzaktan dahi olsa- Peygamberimiz’i gören herkes için kullanılmaktadır.

Buhari’nin yaptığı bu tanım genel kabul görmüştür. Meşhur hadis kitaplarında, cerh ve tadil adı altında hadis nakleden kişilerin doğru sözlülüğü, hafızası, inancı sorgulanır. Oysa Hicri 3. asra kadar “ben şundan, şu bundan, bu ondan duydu” diye yapılan nakillerdeki, aradaki tüm “bu, şu ve o”ların binlercesinin dürüstlüğü, hafızası ve diğer özelliklerinin sınanmasına kimsenin ömrü yetmez.

Ebu Şame bu hususta şöyle der:Hadis nakil edenler hakkındaki görüşler o kadar farklılık kazanmıştır ki, tek bir nakilci bazılarına göre müminlerin emiri, bazılarına göre ise insanların en yalancısı olarak nitelenebilmiştir.”

Örneğin İkrime, Buhari ve meşhur birçok hadisçiye göre çok muteber bir nakilci iken, Müslim’e göre yalancıdır. Bunun örnekleri çoktur.

Fakat örnekler içinde kanaatimizce en ilginç olanı geleneksel İslam’ın en meşhur hadis kitabının yazarı Buhari’nin, geleneksel İslam’ın en büyük mezhebinin başı Ebu Hanife’yi “gayri-sika” yani “güvenilmez” ilan edip, ondan tek bir hadis dahi nakletmemesidir.

En ünlü hadisçiye göre en ünlü mezhebin kurucusu güvenilmezdir, fakat geleneksel taklitçi zihniyete göre bunlar en güvenilir, en mübarek iki kişidir.

Cerh ve tadildeki, yani hadis nakil edenlerin güvenilirliği hakkındaki tartışmalarda çelişkili izahlar en az hadislerdeki çelişkiler kadar çoktur. Bunların çoğunun gereksiz ve sıkıcı olmasından dolayı daha fazla detaya girmiyoruz. Yazının başına dönersek, tüm bu hadisler, önce nakil zincirlerinin sonunda sahabeye atfedilir, daha sonra Peygamber’den duyulduğu söylenir.

Sahabelerden sonraki kişiler, bir sonuç alınamasa dahi, hiç olmazsa tartışma konusu olmuşlardır. Oysa sahabe isimleri geçince, sahabeden duyulan söz; sahabe olduğu söylenen kişinin kim olduğuna bakılmadan doğru kabul edilir.

Kuran’ın hiçbir yerinde Peygamber’i her görene güvenileceğine dair bir izah yoktur. Bilakis Peygamberimizin etrafındaki “Müslümanım” diyenlerin bir kısmı Kuran’da eleştirilir.

Münafıkların (ikiyüzlülerin), Müslümanların arasına girdiği de Kuran’da belirtilir. 9- Tevbe Suresi 101. ayette; Peygamberimiz’in dönemindeki ikiyüzlülerin hepsini Peygamber’in bile bilmediği söylenir.

Peki, Peygamber’in bile bilmediği ikiyüzlüleri (münafıkları) hadis imamları nasıl bilmişlerdir?

Hadis nakil ettikleri kişilerin bu bahsedilen münafıklardan biri olmadığını nasıl iddia edeceklerdir?

Yoksa Kuran’da, Peygamber’in hayattayken bilemediği söylenilen kişileri; bu mezhep imamları, bu kişiler öldükten 200 yıl sonra mı bilebiliyorlar? Peygamber’in vefatından sonra sahabelerin bir kısmının diğerleriyle savaşı, birbirlerini kafirlikle ithamları da her sahabe olduğunu söyleyene güvenilemeyeceğini gösterir. Oysa sahabeyi tartışmasız doğru kabul eden zihniyet, sahabeyle aralarındaki zincirlerde birçok yanlış ve birbirleriyle çelişkili değerlendirme yaptıkları gibi, sahabeyi toptan doğru kabul edip yine hata yapmışlardır.

G.H.A. Juynboll’un dikkat çektiği gibi, eğer tüm sahabenin güvenilir olduğu iddiasının yanlışlığı kanıtlanırsa, bütün hadis mantığı çökecektir.

Kur’an’ın anlaşılması için başka kaynaklara ihtiyaç var mıdır?

Categories Kur'an'a Göre DinPosted on

32- Kafirler dediler ki “Kuran ona toptan, bir defada indirilseydi ya.

Biz böyle yaptık ki, onunla senin kalbini dayanıklı kılalım. Biz onu parça parça düzenleyip okuduk.

33- Onların sana getirdikleri hiçbir örnek yoktur ki, biz sana gerçeği ve en güzel yorumu (ahsena tefsir) getirmiş olmayalım.

25-Furkan Suresi

32,33 Görüldüğü gibi kafirler hep Kuran ile uyarılmışlardır, bu yüzden kafirler itirazlarını da hep Kuran’a karşı yapmışlardır. Yapılması gereken tefsirler/ yorumlar da yine Kuran’ın içindedir.

“En güzel yorum” ifadesinin Arapçası “ahsena tefsir”dir ve “tefsir” kelimesinin Kuran’da geçtiği tek yer yukarıda alıntıladığımız ayettir.

Böylece Allah, Kuran’ın tefsirinin en güzel şekilde yine Kuran’la yapılacağının dersini vermektedir. Oysa “Kuran tefsiri” diye satılan kitaplarda, Kuran’a eş koşulan birçok hadis geçmekte ve bunlar Kuran’ın ihtiva etmediği anlamları ve hükümleri dine ilave etmekte kullanılmaktadır. Kuran en güzel yorumu içerirken, ayrıca başka yorum kitapları (tefsir kitapları), Kuran-üstü bir konumda dinin kaynağı olamaz. Dinimiz tefsir kitapları olmadan da tastamamdır.

Daha evvel belirttiğimiz sarf (türlü şekillerde açıklama), fussilet (detaylandırma) tipi kelimelerin Kuran için kullanılması da; Kuran’ın hiçbir hadis kitabına, mezhep kitabına, tefsir kitabına ihtiyaç duymaksızın her detayı içerdiğini göstermektedir.

Kuran üzerine düşünceleri ihtiva eden çeşitli tefsir kitapları elbette olabilir, fakat sorun, “tefsir” adı altında, Kuran’da yer almayan hükümlerin dine ilave edilmesindedir

1-Rahman

2-Kuran’ı öğretti

55-Rahman Suresi 1,2

17- Şüphesiz onu toplamak ve okutmak bize düşer.

18- O halde Biz onu okuduğumuzda, sen de onun okunuşunu izle.

19- Sonra onu açıklamak da bize düşer.

75-Kıyamet Suresi 17-19

Allah Kuran’ın öğretilmesini de, açıklanmasını da üzerine almıştır. Kuran, kendi kendini açıklar. Birçok konu, Kuran’da birden fazla yerde ele alınmıştır. Kuran’ın bir ayetinde anlaşılması gerekli konu tamamlanmadıysa, başka bir ayetin ilave yapmasıyla, o ayeti açıklamasıyla konu anlaşılır.

Hadis, tefsir, ilmihal kitapları olmadan da Kuran yeterli ve eksiksizdir. Bu kitaplardan, bu kaynakların gereğinden Kuran hiç bahsetmez. Ayetler, Kuran’ın kendisini açıkladığını ve kendi içinde en güzel yorumu (ahsena tefsir) ihtiva ettiğini söyler.

Kuran’ın, kendini açıklamasına şu şekilde bir örnek verebiliriz:

1-Fatiha Suresi 4. ayet “Din gününün sahibidir O” şeklindedir. “Din günü”nün ne olduğunu anlamayan kişiler, Kuran boyunca ilgili ifadenin yer aldığı tüm ayetleri incelediklerinde bu sorunun cevabını bulacaklardır. Bu terimin 15-Hicr Suresi 35, 26-Şuara Suresi 82, 37-Saffat Suresi 20, 38-Sad Suresi 78 ve 83-Mutaffifin Suresi 11. ayet ve diğer geçişlerini inceleyenler; bu terimin, öldükten sonraki yeniden dirileceğimiz günü ifade ettiğini anlarlar. Bu örnekte olduğu gibi din adına anlamamız gereken tüm bilgi Kuran’ın içindedir. Kuran kendi kendini açıklar. Kuran’da yer alan bir hususun, hemen anlaşılmaması gibi bir durumda, Allah’ın anlayışımızı bu konularda da açmasını beklemek ve cevap bulma aceleciliğiyle, içinde uydurmaların dolu olduğu kaynaklara başvurmamak gerekir. Unutulmamalıdır ki esas olan, doğru cevabı bulmaktır; yanlış cevabı benimsemektense cevabı bilmediğini bilmek daha iyidir.

Peygamberimiz sözlerini neden yazdırmadı?

Categories Peygamber AlgımızPosted on

Peygamberimizin hadis yazımını yasaklamasına gerekçe olarak, hadislerin Kur’an ile karışma ihtimali ileri sürülmüştür. Bu son derece mantıksız ve tutarsız bir iddiadır.

Öncelikle Kur’an’da tek bir ayette bile peygamberimizin Kur’an dışında dinin evrensel hükmü olarak bir sözü ya da sünneti olduğuna işaret yoktur. Bu olmadığı gibi örnek verilen pek çok ayette de görüleceği üzere peygamberimiz sadece Allah’ın sözlerini tebliğ etmek ve yaşamakla yükümlü kılınmıştır.

Söz konusu iddiadaki gibi şayet peygamberimizin Kur’an ayetleri dışında, ayetleri açıklamak ya da ayetlerdeki kimi hükümleri kaldırıp değiştirmek gibi bir yetkisi olsaydı, sonradan karışıklık olmaması için bu yetkisinin en başta Kur’an’da vurgulanması gerekirdi.

Yine şayet peygamberimizin Kur’an dışında dini anlamda bir sözü ya da uygulaması olsa bunu bizzat kendisi hayattayken kayda geçirtir ve böylelikle daha sonradan kendisi üzerinden birtakım şeyler uydurulmasına engel olurdu.

Bunu yapmadığına göre peygamberimizin dini anlamda sadece Kur’an’a tabi olduğu ve miras olarak Kur’an’ı bıraktığı net bir şekilde anlaşılmaktadır.

Bunun aksini iddia etmek, peygamberimizin ileride ortaya çıkacak uydurmaları öngöremeyecek kadar basiretsiz olduğunu iddia etmektir.

Bununla birlikte bilindiği gibi Bakara suresi 282. ayette: “Ey iman edenler, belirli bir süre için borçlandığınız zaman onu yazınız. Aranızdan bir kâtip doğru olarak yazsın, kâtip Allah’ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan kaçınmasın, yazsın. Üzerinde hak olan (borçlu) da yazdırsın ve Rabbi olan Allah’tan sakınsın, ondan hiçbir şeyi eksiltmesin… Onu (borcu) az olsun, çok olsun, süresiyle birlikte yazmaya üşenmeyin. Bu, Allah katında en adil, şahitlik için en sağlam, şüphelenmemeniz için de en yakın olandır…” şeklinde buyrulmaktadır.

Bu ayetten de açıkça görüldüğü gibi insanlar arasındaki vadeli borçların unutulmaması için şahitler ile kayda geçirilmesi söylenmektedir. Bu durumun sonradan şüpheye düşülmesine engel olunması bakımından daha yerinde olacağı ifade edilmektedir. Allah, borcun miktarı ve süresi hakkında şüphe duyulup tereddüt edilmemesi için, yazılarak kayıt altına alınmasını söylediğine ve peygamberimiz de bunu uyguladığına göre, şayet peygamberimizin Kur’an dışında dini bağlayıcılığı olan bir sözü ya da uygulaması olsaydı, bunların akılda tutulmalarının borcun süresi ve vadesinin akılda tutulmasından daha zor ve çok daha önemli olması sebebiyle bizzat kendisi kayıt altına aldırırdı.

Çünkü böyle hayati bir konuda şüphe ve tereddüde meydan bırakılmaması gerektiği açıktır.

Çalışma boyunca örnek verilen rivayetlerin hem kendi aralarında, hem Kur’an ile hem de akıl ve fıtrat ile açık bir şekilde çelişmeleri, hadisler konusunda ne denli sağlıksız bir durumun ortaya çıktığını açıkça göstermektedir. Dolayısıyla Kur’an dışında dini anlamda bağlayıcı olacak başka bir söz ya da uygulama olsaydı bunu muhafaza ettirmek en başta peygamberimizin görevi olurdu.

Kur’an, peygamberimiz hayattayken toplanıp bir araya getirilmiştir. Şayet Kur’an dışında bir de peygamberimizin hadisleri olsaydı, onlar da bizzat peygamberimiz tarafından toplanıp ayrı bir kaynak olarak bir araya getirilirdi.

İnsan aklı ve geçmişe dayalı tecrübesi bunu gerektirir. Şayet böyle bir gereklilik olsa Rabbimiz Kur’an’da: Ey Muhammed, Kur’an’ı vahyedip toparlamak bizim, ayetlerimi açıklayacak sözlerini toparlamak da senin işin” ya da “Sen şimdi sözlerini toparlama ki Kur’an ile karışmasın. Nasıl olsa senden iki üç asır sonra gelecek kullarım senin sözlerini toparlayacaklardır” şeklinde bir ayet indiremez miydi?

Kur’an’da böyle bir ayet olmadığına göre ve Allah’ın bunca apaçık ayetine rağmen peygamberimiz üzerinden iddia edilen şeylere dini bir kaynak olarak itibar edilemez.

Peygamberimiz, dini tebliğ ederken ayetlerden hareketle insanlara birtakım nasihatlerde bulunmuş ve bazı sözler söylemiştir. Bu gayet normaldir. Ancak bu sözlerin tamamı da Kur’an ayetleri ile uyum içindedir. Çünkü peygamberimiz Allah’ın elçisi olarak O’nun ayetlerini tebliğ etmek ve bizzat yaşayarak örnek olmak ile görevlidir.

Dini konularda Allah’ın ayetleri ile çelişecek şekilde davranması, ayetlere uygun olmayan birtakım sözler kullanması ya da ayetlerde yer almayan hüküm ve haramlar ortaya koyması düşünülemez. Peygamberimize isnat edilen ve Kur’an’da karşılığı olan hadisler için dahi “Bunu kesinlikle peygamberimiz söylemiştir” demek mümkün değildir. Ancak Kur’an’a uygun olan bir rivayete doğrudan karşı çıkmanın da bir anlam ve gereği yoktur. Kur’an’a uygun olan sözlerin bir kısmının peygamberimiz tarafından söylenmesi muhtemeldir. Burada dikkat edilmesi gereken asıl mesele tek ve tartışmasız hüküm kaynağımızın Kur’an olduğudur. Kur’an dışındaki her söz ve rivayete temkinli yaklaşmak gerekir.

Siyasi ayrılıkların hadislere etkisi

Categories Dine Sokulan İlavelerPosted on

Peygamberimiz’in vefatı üzerinden 40 yıl bile geçmeden Hz. Ali ve Muaviye arasında çatışmalar boy göstermiştir.

Bu dönemden itibaren İslam âlemi, geriye dönüşü olmayacak bir şekilde siyasi ayrılıkların içine girmiştir.

Siyasi olarak ayrılan toplumlar birçok alanda çelişmeyi, birbirine muhalefet etmeyi hüner saymışlar, kendi siyasi fırkalarını destekleyen hadisler uydurmuşlar, kendi siyasal hareketlerine inanmayı “Allah’ın bir farzı” olarak sunmuşlardır.

Bu arada kendi liderlerini yüceltip, karşı görüşün liderlerini yerin dibine sokmuşlardır.

Halili’nin Er İrşad adlı çalışmasında, Şiilerin Hz. Ali hakkında 300.000 hadis uydurduğu ve Hz. Ali’nin sözlerini nasıl saptırdıkları anlatılır. Bu sayı, Kuran’daki ayet sayısının 50 katı kadardır.

Şiilikten ayrılan bir kimse Şiileri kastederek “Allah onların canını alsın, nice hadisleri değiştirdiler” demiştir (Müslim, Sahihi Müslim).

Hz. Ebu Bekir’i Hz. Ali’ye üstün sayan ve bunu, mezheplerinin bir şartı gören Sunni görüş ve Hz. Ali’yi üstün saymayı imanın şartına dönüştüren Şii görüş ile onların asırlar süren anlamsız çekişmeleri, bu maddeye güzel bir örnek teşkil etmektedir. G

örünen o ki İslam siyasallaşınca, siyasi gücü elinde bulunduranlar, dini, çıkarlarına uygun bir şekilde yapılandırmaktan çekinmemişlerdir.