Hadis-Sünnet ve Kur’an İlişkisi

Categories Hadis - Kuran İlişkisi, Sünnet KavramıPosted on

Bir elçi olarak Hz. Muhammed kendisini de bilgilendiren, eğiten ve yönlendiren Kur’an’ı tebliğ etmiş, öğretmiş ve uygulamıştır. 23 yıllık bu tebliğ, öğretme ve uygulama ile ilgili bilgiler bize Müslümanların toplum olarak tevatüren uygulaması ve rivayetler yolu ile gelmiştir. Birincinin adı Sünnet, ikincinin adı Hadis’tir. Bilindiği gibi ‘yol’ anlamındaki Sünnet, Hz. Peygamber’in Kur’an’ı uygularken izlediği yol ve şekil demektir.

Hadis ise, Hz. Peygamber’in izlenen bu yola ilişkin sözlerinden veya uygulamalarından kişilerin akıllarında kalan bilgilerin ağızdan ağıza anlatımlarıdır.

“Hadis ile arasındaki ayırım kasten silikleştirilen Sünnet kavramı, 1-Kur’an’a eş değer, 2-Kur’an’a paralel bir vahiy ilan edilmiştir. Bu ilan, her açıdan beşeri yorum üzerine bina edilmiştir.” “Şatıbi’den destek alarak söylüyorum; Sünnet, mutlak anlamda bağımsız bir kaynak değil, Kur’an-ı Kerim’in canlı hale getirilmesi ve hatasız bir uygulaması olup Kur’an’ı anlamak için vazgeçilemez bir kaynaktır.”

Sünnetin Kur’an’ın alternatifi veya paraleli değil, uygulaması olduğunu belirtmiştik. “Pratikte Müslümanlar, farzları, Kur’an’da emredilen hükümler, Sünneti de hadislerle tavsiye edilen/anlatılan ameller olarak bilir. Bu bilgiye göre Sünnet, Kur’an’da bulunmayan ama Nebi’nin yaptığı bazı amellerdir. Yani Kur’an’ın tamamen dışındadır. Oysa bu bilgi büyük bir yanlıştır. Sünnet, asla Kur’an’ın dışında değildir. Sünnetin temel dayanağı hadisler değil, Kur’an’dır.”

“Kur’an Rasule hem itaati emreder, hem örnek alınmasını ister. Rasule itaat etmek, Kur’an’ın emirlerini, yani Fıkıh dilinde farz dediğimiz emirleri, Rasulü örnek almak ise Kur’an’ın tavsiye ettiği, yani Fıkıh dilinde Sünnet dediğimiz uygulamaları yapmaktır. Dolayısıyla farzların ve sünnetlerin kaynağı Kur’an’dır.”

Kur’an, Yüce Allah tarafından indirildiği ve Hz. Peygamber tebliğ ettiği şekilde korunarak geldiği gibi, Sünnet de ayrıntılar ve beş vakit namazın devamlı üç vakitte toplanarak kılınması ve zühr-i âhir namazı gibi mezhep fanatizmini ümmetin ilk günden beri bildiği ve yaptığı uygulamanın önüne geçiren anlayışlar dışında-Hz. Peygamber döneminden itibaren toplum olarak Müslümanlar uygulayarak geldikleri için kuşaktan kuşağa tevatüren gelmiş ve insanlar birbirlerinden görerek onu öğrenmiş ve uygulamıştır.

Örneğin, hiçbir rivayette anlatılmasa bile namazın günde kaç vakit ve nasıl kılındığı, kılınan her namazın rekat sayısı, her rekatta Fatiha suresinin okunması, Kur’an’dan bir miktar okunması, rüku’ ve sücûd, oturma ve tahiyyat okumak gibi ümmetin tevatüren uygulamasında sabit olup kuşaklar bunu birbirinden görerek öğrenmiştir ve öğrenmektedir. Oruç, hac, zekât, tesettür, cihad, infak, ceza uygulamaları gibi diğer ibadetler ve uygulamalar için de durum budur. Zaten dinle ilgili hadisler de Kur’an’ın bu içeriğini seslendiren anlatımlardır. Bunların dışında kalanlar ya başka kültürlerin ve yerel şeylerin seslendirilmesidir ya da birilerinin işinin görülmesi için oluşturulmuştur.

Sünnetin hadislere değil, Kur’an’a dayandığını görmek için Kur’an’ın sadece farzları emreden bir kitap değil, Fıkıh dilinde vacip, sünnet, mendup, müstehab ve mübah diye bilinen tüm uygulamaları içerdiği, bunların yapılış şekline Sünnet veya ‘Rasulün Kur’an Tatbikatı’ denildiği, örneğin farz namazlar dışında kılınan namazlar, umre, kurban, Allah’tan bağışlanma dilemek, Allah’a hamd ve tesbih etmek, çokça zikretmek, anne baya güzellikle muamele etmek, akrabaya yardım etmek, yetimi gözetmek, yoksulu, kimsesizi, muhtacı doyurmak ve sahip çıkmak, bollukta ve darlıkta infak etmek, sabretmek, açıktan veya gizlice sadaka vermek, hayır işlemek ve yardım severlik, darda olana borç vermek ve ödeyemeyecek durumda olana mühlet tanımak veya borcu bağışlamak, borcun miktarını ve vadesini şahitler tutarak yazmak, hoşgörülü, affedici, merhametli, şefkatli, güler yüzlü olmak, güzellikle öğüt vermek, insanlara güzel konuşmak ve tartışılacaksa güzelce tartışmak, kıskançlıktan ve gıybetten sakınmak, elbise ve beden temizliğine dikkat etmek, temiz olmak ve güzel giyinmek, mütevazi olmak ve tevazu ile yürümek, selam vermek ve almak, öfkeyi yutmak, haksızlığı güzellikle savmak ve kötülük yapana bile iyilikte bulunmak, çalışkan ve gayretli olmak, kanaatkâr olmak, ölçü ve tartıyı tam ve adaletli yapmak, adaletle hükmetmek, ticarette doğru olmak, istişare etmek, emaneti ehline vermek, çocuklara ve özel olarak kız çocuklarına güzellikle muamele etmek, fakirlikten dolayı evlenemeyen gençlere yardım etmek, vb. Kur’an’da emredilen veya tavsiye edilen uygulamaların hadislerden önce Kur’an ayetlerine dayandığına bakabiliriz.

Onun için Kur’an’da tavsiye edilmeyen bir amel sünnet olamaz.