Meşhur kitaplarda kadınlara yönelik ifadeler

Categories Geleneksel Din AnlayışıPosted on

Kadınlarla ilgili uydurulan şeyler saymakla bitmez.

Sahih kabul edilen hadis kitapları, kadınlara iftira ve aşağılamalarla doludur.

Hadislerin toplanma döneminde, cahiliye döneminden, eski kültürlerden, birçok uydurma ile özünden saptırılmış olan Yahudilik ve Hıristiyanlıktan gelen kadına bakış açısının dinselleştirilerek “hadis” başlığıyla dinimize sokulduğu görülmektedir.

Kur’an’a iman eder gibi hadislere iman edenlerin, örnek verilen söz konusu bu hadisleri de dile getirerek savunmaları gerekir. Hadislerdeki kadınlar ile ilgili bunca iftiraya rağmen hadislerin kadınlar tarafından savunulması anlaşılabilir değildir.

Üstelik bu çalışma boyunca, ikinci derece güvenilir kabul edilen Ahmed b. Hanbel gibi mezhep imamı ve hadisçilerin kaynaklarında geçen hadislerden hiç alıntı yapılmamıştır.

Söz konusu o derlemelerde de örneğin: “Şayet kocasının ayağından başında saçlarının ayrıldığı yerine kadar irin ve iltihapla kirlenmiş olsa sonra kadın ona yönelse ve kocasını dili ile yalasa onun hakkını ödeyemez.” (Müsned, III, 158-159).

“Cüzzam hastalığının onun etini deldiğini, iki burun deliğini yırttığını, bu iki burun deliğinden kan ve irin aktığını görsen, sonra onun hakkını ödemek için ağzınla o iki burun deliğinden akanları yalayıp yesen, ebediyen onun hakkını ödeyemezsin.” (Müsned, V, 239) türünden hadis rivayetleri görmek mümkündür.

Bunların dışında ikinci ve üçüncü dereceden güvenilir kabul edilen kimi hadis kitaplarında ya da bu hadislerden hareketle kitap yazmış ve çoğunluk tarafından itibar gören ve âlim kabul edilen kişilerin kitaplarında öyle iddialar yer alır ki, bu iddiaların olduğu bir dini kabul etmektense maalesef hiç inanmamaya yönelmiştir birçok insan.

Çalışmanın sınırları göz önünde bulundurularak söz konusu bu kitapların en fazla itibar görenlerinden olan Gazali’nin ‘İhyayı Ulumuddin’, ‘Kimyayı Saadet’ ve ‘Nasîhatü’l-Mülûk’ gibi kitaplarında kadınlar ile ilgili geçen birkaç hususa dikkat çekilebilir:

“Bir hadise göre Ashab-ı Kiram karılarının pencere ve kapı aralıklarından dışarıyı seyretmelerini ve erkek görmelerini önlemek üzere evlerinin pencerelerini ve duvarlarındaki delikleri sıkı sıkıya kapatırlar, dışarıya bakanlara dayak atarlardı. Muaz hanımının pencereden baktığını gördüğünde hanımını dövdü.”

“Kadınlarınıza evlerinin kapısında oturmamaları için yeni elbise yaptırmayın, çünkü elbiseleri güzel ve yeni olursa kalplerine dışarı çıkmak arzusu gelir.”

“İkinci Edeb: Kadınlarla güzel geçinmek ve akıllarının noksan olduğunu düşünüp onlara acıyarak eziyetlerine katlanmaktır…”

“Kesinlikle dışarı çıkması gereken kadın, kocasından izin aldıktan sonra dışarı çıkacak ve şu kurallara kesin uyacaktır: 1-Sıkı sıkıya örtünüp kötü giysilere bürüne, 2-Hiç çıkmamış gibi davrana, 3-Başını öne eğip kimsenin yüzüne bakmaya, 4-Kalabalığa karışmaya, 5-Erkeklerin bulunduğu yerlere yanaşmaya, 6-Herkesin dolaştığı sokaklardan uzak dura, 7-İşini bir an önce bitirip evine döne.”

“Nitekim Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: Saliha ve dindar bir hanımın kadınlar içerisindeki durumu, karnı beyaz bir karganın yüz karga içerisindeki durumu gibidir.”

Yine Gazali’ye göre kadının sıfatları şunlardır: “1-Giyim kuşam hevesinden maymun. 2-Fakir düşmeye razı olmadığından köpek. 3-Kocasına ve diğer insanlara kibrinden yılan. 4-Gece gündüz koğuculuk yaptığından akrep. 5-Evden eşya sattığından fare. 6-Erkeklere hile kurduğundan tilki. 7- Akraba olmayan yabancı kimselerin tebrik ve taziyelerine gitmekle evinde durmayan ve böylece kocasını üzen kadınlar, karga sıfatlı kimselerdir. Kadınların bir kısmı ise koyun tabiatlıdır ki, her zaman ibadetle meşgul olurlar. Beş vakit namazı ve diğer farzları eda etmekle beraber, kendilerini haram olan şeylerden korurlar. Kocalarına itaat ederler.”

Bu türden iddia ve yaklaşımların içinde bulunulan dönemin anlayışını ve kadına bakışını yansıttığı ve Kur’an’a da, peygamberimizin Kur’an’ı hayatına yansıtması olan yaşantısına da uygun olmadığı açıktır.

Peygamberimizden çok sonra uydurulan rivayetlerin dinselleştirilmelerinin, Kur’an’ın kadına vermiş olduğu hakları ve bakışı altüst ettiği açıktır.

Bu çarpık anlayışın birçok devlet adamı ve yönetici tarafından da benzer şekilde sürdürüldüğünü ve bu şekilde meşru bir zemin kazandığını görmek mümkündür.

Örneğin Gazali ile aynı dönemde yaşayan Büyük Selçuklu Devleti’nin veziri ve Siyâsetnâme adlı kitabın yazarı olan devlet adamı ve siyaset bilimci Nizâmülmülk’ün, Selçuklu Sultanlarına şu şekilde öğütler verdiği görülmektedir:

“Sultanın emrindeki kişilere iktidar kullanma olanağı tanınmamalıdır… Bu kuralın özellikle kadınlara uygulanması gerekir. Çünkü onlar peçelidir ve tam zekâdan yoksundurlar. Peygamberimiz: ‘Kadınlara danışın fakat dediklerinin aksini yapın, zira doğru olan budur’ buyurmuştur… Eğer kadınların aklı tam olmuş olsaydı hiç peygamber bu şekilde konuşur muydu?”

Nizâmülmülk gibi devletin üst düzey yöneticileri ve Nizâmülmülk tarafından Bağdat’taki Nizamiye Medresesi’nin başına geçirilen Gazali gibi dönemin en büyük din âlimi kabul edilen kişilerin hadis rivayetlerinden hareketle kadına bakışları bu şekilde olunca bunca uydurmanın nasıl meşru zemin kazandığını anlamak zor olmasa gerek.