Evliyalar, Şeyhler, Gavslar gaybı bilir mi?

Categories Hadis - Kuran ÇelişkisiPosted on

Tasavvuf inancında en üstteki zatlara verilen değer çok önemlidir.

En üstteki zat bu değerli konumu ile peygamberlere üstün gelecek bir zemine kavuşmuştur.

En üstteki şeyh, yani Gavs Hazretlerinin üstün olamayacakları bir beşer olamaz.

Allah tarafından seçilmiş ve insanlara elçi olarak gönderilmiş peygamberler de… Bu tespite itirazlar yükselir… Asla böyle bir şey olamaz denir. Böyle bir iddia nereden çıkarılıyor denilebilir. Ancak referans aldığımız kaynaklar bizatihi bu zatların kendi kitapları olursa kendi söyledikleri ile peygamberlere nasıl üstün olduklarını gösterince bunu şaşkınlıkla karşıladıklarını görürüz.

Tasavvufta isim yapmış ve tüm sufi çevrelerin hürmetle andıklarının kitaplarındaki söylemlerine baktığımızda genellikle tarikat ve tasavvuf çevrelerince okunmaz.

Onlar sadece bu zatların Allah dostu olduğuna inanır ve adlarını “kuddise sirruh” gibi lakaplar eklemeden anmayı saygısızlık olarak görürler.

Bu zatlara büyük saygı vardır, ama haklarında anlatılan keramet hikâyelerinden başka bilgileri yok gibidir. Bu bilgiden yoksun saygı o kadar derin ve büyüktür ki onlarla bir şüphe, tereddüt ya da en ufak bir eleştiriye tahammül edemez ve hatta dine, kutsala hakaret olarak görürler.

Çünkü tasavvuf çevrelerine göre bunlar “Allah dostları”, yani “evliyaullah”tır; şüphe ve eleştiri asla hoş karşılanmaz, caiz görülmez. Dolayısı ile asla eleştiremezsiniz. Siz kimsiniz ki eleştireceksiniz ya da saygı ifadesi kullanmadan adlarını ağzınıza alacaksınız?! Olamaz! Onlar ki “evliyaullah”tır! Kutsanmışlardır…

“Evliya” yani veliler… “Veli” dost, veliler; dostlar anlamında.. Yani evliya “dostlar” anlamına gelirken, tasavvufta evliya kelimesi çoğul anlamda “dostlar” olarak değil, “Allah’ın dostu” anlamında tek kişi için kullanılır.

Yüceltilen zat… En üstte “evliya”. Kişi evliyalık makamına yüceltilince artık ondan kerametler sadır olmaya başlıyor. Çünkü o sırları ile keramete ehildir.

Ve bu kerametler onları herkesten üste, peygamberleri de geride bırakacak makama yükseltir. Ve bu mevkideki “Gavs Hazretleri” tasavvufi imanın iki temel şartından biri olur. Teorik olarak “her şeyin Allah olduğu” vahdet-i vücut teorisini kabul etmeden tasavvuf olmayacağı gibi Gavs’ı kabul etmeden de tasavvuf olmaz.

Şimdi kendisi olmadan tasavvuf inancının olmayacağı Gavs Hazretlerinin peygamberlere üstünlükleri nasıl, bunu görelim.

Sufi yapılanmalarda tarikatların gavssız olmaması da bu sebepledir. Gavs “kutbu’l-aktab”dır; en büyük kutuptur. Kutup, yani “mil”, her şeyin hatta kâinatın etrafında döndüğü merkezdeki mil. Bu insan kâinatın kutbu. Kâinat onun etrafında dönüyor. Yani Fransız İhtilali’nden sonra o meşhur ihtilalcilerden biri şöyle söylüyor: “Tanrıyı gökyüzüne hapsettik.”

Tanrı gökyüzünde, yeryüzünde biz varız. Bu bile hafif kalıyor tasavvuf dininin yanında… Çünkü yeryüzü diyor, hâlbuki tasavvufta öyle değil. Tasavvufta yeryüzü gökyüzü bütün bir kâinat, maddi manevi her şey Gavs Hazretlerinin etrafında dönüyor.

Yani Allah yetkilerini, kudretini bunlara verdi, kendi adına vekil kıldı.

Müthiş bir şey, var mı böyle bir yetkisi peygamberin? Kur’an’daki peygamberin böyle bir yetkisi var mı? Hayır! Çok mübarek zatlardan birisi Molla Cami, ilginçtir bu da Farisi şair, İranlı, Tebrizi de öyle. O kültürden geliyor.

İran kültürü dini dönüştürmüş. Ve bunun için gerçekten çok müthiş adamlar yetiştirmiş. Dehşet bir şey. Molla Câmî de bunlardan birisi…

Molla Cami, Nefahatül Üns isimli kitabında diyor ki:

“Evliyalar varı yok eder, yoğu var eder.”

“Gizli şeyleri açığa çıkarır, açıkta olanları gizler.”

“Ölüyü diriltir, diriyi öldürürler.”

“Duayı bunlar gerçekleştirir.”

“Gıyaben (gizli olarak) söylenenleri işitirler.” diyor.

Siz dünyanın neresinde Gavs’la ilgili bir şey söylerseniz o bunu duyar, işitir. Ondan gizli hiçbir şey olmaz. Onlar gaybdan ve gelecekten haber verirler. Yani gelecekte olanlardan… Asla hiç kimsenin bilemeyeceği şeylerden, sadece Allah’ın bileceği mutlak gaybdan haber vermek, su üzerinde yürümek, aynı anda muhtelif yerlerde görünmek gibi…

Sonra vahşi hayvanlara hükmetmek, havaEvliyalar, Şeyhler, Gavslar kâinatı mı idare ediyor?da dolaşmak gibi bir yığın özellikleri var.

 

Konuya ilişkili olarak ayetler;

“De ki: Göklerde ve yerde, Allah’tan başka kimse gaybı bilmez. Ve onlar ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.” Neml Suresi, 65

“Zira gaybın anahtarları yalnızca O’nun katındadır; onu başkası değil, yalnızca O bilir. O, karada ve denizde olan-biten her şeyi bilir; hiç bir yaprak düşmez ki O bunu bilmesin; yerin derinliklerinde bir tek tohum, yaş-kuru hiçbir şey yoktur ki O’nun apaçık yasasına dahil olmasın.” Enam Suresi, 59

“Hamd Alemlerin Rabbinedir.

Rahman ve Rahimdir.

Din gününün malikidir.

Biz yalnızca Sana ibadet eder ve yalnızca Senden yardım dileriz.” Fatihâ Suresi, 1-4. ayet:

Tut ki onlar seni (barış tuzağıyla) aldatmayı planlamış olsunlar; o zaman de elbet Allah sana yeter: O’dur seni yardımıyla ve imanlı insanlarla güçlendiren: Enfal Suresi, 62

(Ama) unutmayın ki, benim savunucum Kitab’ı indiren Allah’tır: zira, dürüst ve erdemli olanları O savunacaktır. Araf Suresi, 196

Onlar, sizi hoşnut etmek için size Allah adına yeminler ederler. Oysa ki daha öncelikli bir görevleri var: Allah’ı hoşnut etmek, O’nun Elçisi’ni de… Tabi ki yürekten inanmışlarsa eğer! Tevbe Suresi 62

De ki: “Allah dilemedikçe, ben kendim için dahi ne yarar sağlayacak ne de zararı önleyecek bir güce sahibim. Her ümmet için belirlenmiş bir süre vardır; süreleri dolduğunda artık onu ne bir an erteleyebilirler, ne de öne alabilirler.” Yunus Suresi, 49

Baksanıza onlar, O’ndan saklamak için gönüllerini kat be kat örtüyorlar: Unutmayın ki, onlar (niyetlerini) kat kat örtülere sarıp sarmalasalar dahi, O onların (gerçeği) gizlediklerini de bilir, (yalanı) açığa vurduklarını da; nitekim O, gönüllerin en mahrem sırlarını bilendir. Hud Suresi, 5

Bilmiyorlar mı ki Allah, onların sırlarından ve gizli görüşmelerinden çok iyi haberdardır; zira, iyi bilsinler ki Allah her türlü gizliliği tüm ayrıntılarıyla bilir. Tevbe Suresi, 78

Allah, kendisinden başka ilah olmayan, mutlak diri, hayatın ve varlığın kaynağı ve dayanağıdır; ne gaflet basar O’nu, ne de uyku. Göklerde ve yerde olan her bir şey O’nundur: O’nun izni olmaksızın katında şefaat edecek olan kimmiş bakayım? O, kullarının önünde-açıkta olan şeyleri de, ardında-gizli olan şeyleri de bilir; oysa onlar, O dilemedikçe O’nun ilminden hiç bir şey kavrayamazlar. O’nun sonsuz kudret ve otoritesi gökleri ve yeri kaplamıştır; üstelik onları görüp gözetmek O’na güç gelmez: zira yüce ve azametli olan yalnızca O’dur. Bakara Suresi, 255

Şeyhlerin etrafındakiler kurtulanlar, diğer kimseler cehennemlik midir?

Categories TarikatlarPosted on

“Tarik” Arapça “yol” manasına gelmektedir. Bu kelimeden türetilen “tarikat” ise “yol, yöntem, usul, tarz” manalarına gelir.

“Tarikatlar, Allah’a gitmek için bir yoldur, bir mecburiyet değildir” şeklinde yumuşak izahlarla tarikat bağlılığını tarif eden tarikatçılar vardır.

Fakat birçok tarikat bağlısı “Mürşidi olmayanın mürşidi şeytandır” şeklindeki uydurma hadisten hareketle; tarikata girmeyi, tarikatın şeyhini mürşit kabul etmeyi dini bir vecibe ve kurtuluşun bir şartı gibi sunmaktadır.

Sormak lazım; yüzlerce yıl tarikatların yokluğunda, Müslümanlar eksik Müslümanlar olarak mı yaşadılar?

Tarikat şeyhlerinin yaygın olmadığı bu dönemde Müslümanların mürşidi şeytan mıydı?

Kuran’ın izahları bu yıllara kadar Müslümanların manevi gelişimine rehberlik etmekte yetersiz mi kaldı ki tarikatlara ihtiyaç duyuldu?

Kuran’a göre Kuran din adına her şeyi açıklamaktadır. Peygamber’imiz ise Kuran’ın uymamız konusunda kefil olduğu tek insandır. Oysa tarikatların ürettiği birçok şeyh tartışılmaz kişi ilan edilmiş, bu şeyhlerin etrafındakiler kurtulanlar, diğer kimseler cehennemlik olarak sınıflandırılmış, bu şahıslara uymak dinin en önemli şartı gibi kabul ettirilmeye çalışılmıştır.

Bu tarikatların birçok liderinin “Mehdi” veya “İsa” ilan edilmesi, sadece geçmişteki tarikatların değil, günümüzdeki birçok tarikatın da bir gerçeğidir. Her şehirde, kasabada veya mahallede bahsettiğimiz tiplere rastlayabiliriz.

Bunların çoğu sahip olduğu gücü istismar eden; insanların hem ruh dünyasını, hem de kesesini zarara uğratan kişilerdir. Bu tavırlarıyla, bunların önemli bir kısmı, Kuran’ın eleştirdiği Musevi ve Hıristiyan din adamlarının dinimizdeki karşılığıdır.

Ey iman sahipleri! Hahamlardan ve rahiplerden birçoğu halkın mallarını uydurma yollarla yerler ve Allah’ın yolundan alıkoyarlar.

9-Tevbe Suresi 34