Sahabeden geldiği iddia edilen her söz kabul edilebilir mi?

Categories Hadis - Hadis ÇelişkisiPosted on

“Sahabe” ifadesi; Peygamberimiz ile hiç konuşmasa bile Müslüman olarak -uzaktan dahi olsa- Peygamberimiz’i gören herkes için kullanılmaktadır.

Buhari’nin yaptığı bu tanım genel kabul görmüştür. Meşhur hadis kitaplarında, cerh ve tadil adı altında hadis nakleden kişilerin doğru sözlülüğü, hafızası, inancı sorgulanır. Oysa Hicri 3. asra kadar “ben şundan, şu bundan, bu ondan duydu” diye yapılan nakillerdeki, aradaki tüm “bu, şu ve o”ların binlercesinin dürüstlüğü, hafızası ve diğer özelliklerinin sınanmasına kimsenin ömrü yetmez.

Ebu Şame bu hususta şöyle der:Hadis nakil edenler hakkındaki görüşler o kadar farklılık kazanmıştır ki, tek bir nakilci bazılarına göre müminlerin emiri, bazılarına göre ise insanların en yalancısı olarak nitelenebilmiştir.”

Örneğin İkrime, Buhari ve meşhur birçok hadisçiye göre çok muteber bir nakilci iken, Müslim’e göre yalancıdır. Bunun örnekleri çoktur.

Fakat örnekler içinde kanaatimizce en ilginç olanı geleneksel İslam’ın en meşhur hadis kitabının yazarı Buhari’nin, geleneksel İslam’ın en büyük mezhebinin başı Ebu Hanife’yi “gayri-sika” yani “güvenilmez” ilan edip, ondan tek bir hadis dahi nakletmemesidir.

En ünlü hadisçiye göre en ünlü mezhebin kurucusu güvenilmezdir, fakat geleneksel taklitçi zihniyete göre bunlar en güvenilir, en mübarek iki kişidir.

Cerh ve tadildeki, yani hadis nakil edenlerin güvenilirliği hakkındaki tartışmalarda çelişkili izahlar en az hadislerdeki çelişkiler kadar çoktur. Bunların çoğunun gereksiz ve sıkıcı olmasından dolayı daha fazla detaya girmiyoruz. Yazının başına dönersek, tüm bu hadisler, önce nakil zincirlerinin sonunda sahabeye atfedilir, daha sonra Peygamber’den duyulduğu söylenir.

Sahabelerden sonraki kişiler, bir sonuç alınamasa dahi, hiç olmazsa tartışma konusu olmuşlardır. Oysa sahabe isimleri geçince, sahabeden duyulan söz; sahabe olduğu söylenen kişinin kim olduğuna bakılmadan doğru kabul edilir.

Kuran’ın hiçbir yerinde Peygamber’i her görene güvenileceğine dair bir izah yoktur. Bilakis Peygamberimizin etrafındaki “Müslümanım” diyenlerin bir kısmı Kuran’da eleştirilir.

Münafıkların (ikiyüzlülerin), Müslümanların arasına girdiği de Kuran’da belirtilir. 9- Tevbe Suresi 101. ayette; Peygamberimiz’in dönemindeki ikiyüzlülerin hepsini Peygamber’in bile bilmediği söylenir.

Peki, Peygamber’in bile bilmediği ikiyüzlüleri (münafıkları) hadis imamları nasıl bilmişlerdir?

Hadis nakil ettikleri kişilerin bu bahsedilen münafıklardan biri olmadığını nasıl iddia edeceklerdir?

Yoksa Kuran’da, Peygamber’in hayattayken bilemediği söylenilen kişileri; bu mezhep imamları, bu kişiler öldükten 200 yıl sonra mı bilebiliyorlar? Peygamber’in vefatından sonra sahabelerin bir kısmının diğerleriyle savaşı, birbirlerini kafirlikle ithamları da her sahabe olduğunu söyleyene güvenilemeyeceğini gösterir. Oysa sahabeyi tartışmasız doğru kabul eden zihniyet, sahabeyle aralarındaki zincirlerde birçok yanlış ve birbirleriyle çelişkili değerlendirme yaptıkları gibi, sahabeyi toptan doğru kabul edip yine hata yapmışlardır.

G.H.A. Juynboll’un dikkat çektiği gibi, eğer tüm sahabenin güvenilir olduğu iddiasının yanlışlığı kanıtlanırsa, bütün hadis mantığı çökecektir.

Peygamberimizin yazılmasını yasakladığı hadisler nasıl kitaplaştırıldı?

Categories Hadis - Hadis ÇelişkisiPosted on

Peygamberimizin hadis yazımını yasak etme yönündeki tavrı, Peygamberimizin vefatından sonra dört halife tarafından da; yani Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali tarafından da devam ettirildi.

Peygamber döneminde olan olaylara şahitlik edenlerin bunları anlatması, Peygamber’le sohbet edenlerin bu sohbetlerdeki konuşmaları birbirlerine aktarmaları gayet doğal ve sıradan bir olay gibi görülebilir. Oysa sahabelerin, Peygamber’den bir şey duyduğunu iddia edene şahitlerini sormaları ve tüm bu sohbetlerin yazımını yasaklamaları; Peygamber’deki basiretin, kendisinden sonra da devam ettirildiğini; ileri görüş ile hadislerin dini nasıl dejenere edebileceğini ve yüzeysel bir bakışla doğal olarak algılanabilecek bir davranışın aslında ileride nasıl bir felakete yol açacağını tahmin ettiklerini gösterir.

Dört halife, doğruluğunu kendilerinin bildikleri birçok Peygamber sözünün yazımına Peygamber’in vefatından hemen sonra bu sözler zihinlerde henüz tazeyken dahi izin vermediler. İzin verildiğini iddia eden olursa “Hani, bu dönemde yazılı olan kitap nerede?” diye sorun, hiçbir şey gösteremediklerini göreceksiniz.

Harevi şöyle der: “Ne sahabe (Peygamber’i görenler) ne de tabiyun (Peygamber’i görmeyen ama sahabe görenler) hadisleri yazmıyorlardı. Ama söz olarak aktarıyorlardı. Basit yazılı bir kaç metnin dışında bunun bir istisnası yoktur. İlmin kaybolup, ulemanın ölüp gitmesinden korkulunca, Ömer bin Abdülaziz, Ebu Bekr el Hazm’a bir mektupla hadisleri araştırıp, yazmasını emretti.”

Yeni halife Yezid bin Abdülmelik ise Ömer bin Abdülaziz ölünce Ebu Bekr el Hazm’ı ve onunla çalışanları bu görevden aldı. Sonra gelen Halife Hişam, ez Zuhri hadislerini ilk toplayan kişi olarak kabul edilir. Mahmud Ebu Reyye tüm bu gelişmeleri ayrıntılarıyla anlatırken baskı ortamına da değinir: “Hadislerin toplanmasıyla emrolunan tabiyun bunu ancak baskı altında kabul etmişlerdir.

Zira yaşanan tarz ve sahabenin hadisleri toplamaması, onları böyle bir şeye girişme hususunda oldukça sıkıntıya sokuyordu. Ez Zuhri’nin şu sözü nakil edilmiştir: Biz hadisi yazmaktan hoşlanmıyorduk. Ne var ki o yöneticiler bizi buna zorladılar.” (Mahmut Ebu Reyye, Muhammedi Sünnetin Aydınlatılması) Oysa geleneksel Ehli Sünnet görüşü benimseyen hadisçiler, Emevi dönemini bile düzenli bir tasnif dönemi olarak kabul etmezler. Bu dönemde, var olan yazmalarda hadis, fıkıh, şiir, haber gibi farklı farklı konular, doğruluk derecesi irdelenmeden karışık bir şekilde yazılmıştır.

Gazali (Peygamber’den sonraki ikinci kuşağın) hadis yazımını kötü gördüğünü ve kendileri gibi sonrakilerin de ancak hadisleri ezberlemelerini söylediklerini nakleder. (Gazali, İhyayı Ulumiddin, 1. cilt) Hadislerin ayrı ayrı ele alınıp, bu konuda müstakil eserlerin verilmesi ilk olarak Abbasiler dönemindedir.

Hicri ikinci asrın sonlarında elimize geçen bu tarzdaki tek çalışma Maliki mezhebinin kurucusu Malik’in Muvatta’sıdır. (İbni Ferhun, ed dibae el Muzehheb kitabında; Malik’in Muvatta’da on bine yakın hadis topladığını, bu hadisleri gözden geçirip her sene içinden ayıkladığını, sonunda çok az kaldığını, biraz daha yaşasa hepsini atabileceğini anlatır.)

Hemen ardından Hanbeli mezhebinin kurucusu İbni Hanbel’in Müsned’i gelir. Hicri 241 yılında vefat eden Hanbel’in kitabına da Muvatta’ya da; “sahih” ve “zayıf “ayrımları yapılmadan (hadisler doğru olma ihtimaline göre kategorileştirilmeden), o günlerdeki rivayet selinin içinde sürüklenen her şeyin, ciddi bir ayrım yapılmaksızın girdiğini görüyoruz.

Buhari’den önce ise hadisleri doğruluk derecelerine göre ayırma çabası dahi olmamıştır. “Sahih” ve “zayıf” şeklinde hadisleri ayırma çabası Buhari ile başlar.

Hadisler incelendiğinde, bu çabanın gerekli sonucu vermediği anlaşılır. Meşhur altı tane hadis kitabının -kütübü sitte- yazarlarından Buhari hicri 256’da, Müslim 261’de, Tirmizi 279’da, Ebu Davud 275’de, Nesei 303 yılında, İbni Mace 273’de vefat etmişlerdir.

Şiilerin hadis kitapları ise farklıdır ve Sunniler de Şiiler de birbirlerinin hadis kitaplarını geçerli kabul etmezler. Şiilerin hadis kitaplarının oluşumu daha da ileri tarihlere denk gelir.

Meşhur Şii hadisçilerinden Kulani hicri 329’da, Babuvay 381’de, Cafer Muhammed Tusi 411’de, El Murtaza 436’da vefat etmiştir. Örneğin Osmanlı padişahı 2. Mahmut’un söylediği iddia edilen bir söz, hiçbir tarih kitabında kaydedilmemiş olsaydı ve sırf kulaktan kulağa iletilme yoluyla günümüze gelseydi, bu söze ne kadar güvenebilirdik?

Üstelik bu sözün, sadece bir kişiden, o bir kişinin başka birinden, onun da birinden… şeklinde 2. Mahmut’a kadar tek bir zincirle bize ulaştırıldığı söylenseydi bu söze kim inanırdı?

Oysa 1839’da vefat eden 2. Mahmut’tan günümüze kadar geçen süre, Peygamberimizin vefatıyla meşhur kütübü sitte hadis kitaplarının ilk yazılanı arasında geçen süreden çok daha azdır.

Kimi meşhur hadis kitaplarının yazıldığı zaman ile Peygamberimizin vefatı arasında geçen süre ise bu sürenin 2 katından da fazladır

Bu hadis kitaplarının Kuran, mantık ve diğer hadislerle çelişen birçok hadisi içermeleri ve hem yöntemleri, hem naklettikleri hadislerle kendi aralarında da çelişmeleri; Kuran dışında başka kaynak aramanın felaketini gözler önüne sermektedir.

Söz konusu hadisçiler ise Peygamber’in ve dört halifenin yolunu izleyip onlar gibi hadis yazımına karşı çıkacaklarına; İslam âlemine büyük zararlar veren, Kuran’a aykırıyken sözde Peygamber sevgisi kılığında, yalan yanlış birçok sözü “hadis” başlığı altında kitaplarına aldılar.

Unutmayalım ki Hz. İsa’yı ilahlaştıran Hıristiyanların da mazeretleri Hz. İsa’ya sevgileridir.

Fakat niyetleri ve mazeretleri aynı bizim hadisçilerin niyetleri ve mazeretleri gibi kabahatlerini örtmeye yetmez. Biz kimsenin niyetini sorgulayamayız; bizim için önemli olan İslam adına yapılan bu yanlışın düzeltilmesinin gerekliliğidir.

Uydurmalardan kurtulalım ki Kur’an bizi aydınlatsın

Categories Hadis - Hadis ÇelişkisiPosted on

Müslim sahih olan, yani kesin doğru olduğu kanaatine vardığı her hadisi kitabına almadığını söyler (Müslim, 1. cilt).

Müslim’in mantığına göre hadisler dinin kaynağıdır, fakat kendisi her doğru bildiği hadisi kitabına almaz.

Yani bu mantığa göre dinimiz eksiktir.

Müslim’in atladığı bir hadisi, başka birinin atlamadığının garantisi olmadığına göre; geleneksel Ehli Sünnet yaklaşım, kendi kendini eksik ilan eden bu izahı kaynaklarında taşımaktadır. Hadisler dinin kaynağıdır diyen Buhari 600 bin hadis bilip 6000-7000 tanesini yani % 1’ini kitabına yazmıştır. Geriye kalan % 99’u ise bunlara ihtiyacımız olmadığına veya bunların güvenilir olmadıklarına kanaat getirip kitabına almamıştır.

Nitekim Buhari, kitabında, kitap uzamasın diye kitabına almadığı sahih hadis sayısının kitabına aldıklarından çok olduğunu söylemiştir.

Eğer hadisler dinin kaynağı olsalardı; biz tamamen Buhari’nin insafına ve seçme yeteneğine kalmış olacaktık.

Eğer dinin eksiksiz olması için hadisler gerekli olsaydı; % 99’luk kesimde, gerekli olan hadislerin olmaması imkansız olduğuna göre, hadisleri dinin kaynağı kabul eden zihniyeti dikkate alırsak, dinimiz geri dönülemeyecek ve düzeltilemeyecek şekilde eksik olacaktı.

Buhari öldüğüne ve bize ulaştırmadığı, yazmadığı % 99’luk kesimi bildiğini iddia edecek kimse olmadığına göre, biz eksik bir dinin üyeleri olmuş olacaktık.

Buhari’nin 600.000 hadis bildiği iddiasını ele alalım ve bu iddianın ne kadar güvenilir olduğunu da irdeleyelim. Buhari’nin hayatında hiçbir iş yapmadığını, hiç uyumadığını ve her hadisin doğruluğunu, nakil zincirinin sağlamlığını anlamak için her hadise 2 saat ayırdığını düşünelim. Sırf bu süre 130 yıldan fazladır.

Oysa bazen sırf bir hadisin bir zincirinin bir halkasının sağlamlığının anlaşılması için günlerce seyahat edildiği iddiasını düşünürsek; Buhari’nin bildiği tüm hadislerin doğruluğunu test etmesi binlerce yıla bile sığmazdı.

Kısacası Buhari’nin ve diğer hadisçilerin, yüz binlerce hadis bildikleri ve tüm bu hadislerin sağlamlığını test edip, içinden en sağlamlarını seçtikleri iddiası akıl dışıdır.

Kuran, başı sonu belli olan bir kaynaktır.

Oysa “Bir tane duydum”, “Bir tane de şu var…” diyerek, hadis nakilcileri hadisleri çoğaltmışlardır. Hadislerin içine çok uydurma girmesinin en büyük sebeplerinden biri, hadislerin başı ve sonu belirsiz bir kaynak oluşudur.

Allah’a şükür ki Allah bizi Kuran dışında başka kaynağa muhtaç kılmadı.

Biz de Allah’ın bu lütfu sayesinde eksiksiz, tastamam bir dinin üyeleriyiz. Farkında olarak veya olmayarak, bizi eksik, belirsiz ve çelişkili bir dine mensupmuşuz gibi gösterenlerin; Peygamber’e göndermeler yaparak meşrulaştırmaya çalıştıkları ve Kuran’ın önüne koydukları bu uydurmalarla dolu hadisleri Kuran’ın önünden kaldıralım ki, çelişkisiz ve tastamam dinimizin biricik kaynağı olan Kuran bizi aydınlatsın.

Kaç hadis sahih olarak günümüze ulaşabilir?

Categories Hadis - Hadis ÇelişkisiPosted on

Ahmed Emin, hadis uydurmacılığının boyutlarını gösteren şu zeki tespiti yapar: “İlginçtir ki eğer hadisleri açıklayıcı bir şekilde ele alacak olsak piramit biçiminde olduklarını görürüz. Piramitin tepesi Allah’ın elçisinin dönemi olup aşağıya indikçe piramitin eni artmaktadır. Piramitin temeline vardığımızda Peygamber döneminden ne kadar geniş olduğunu fark ederiz. Hâlbuki makul olan tersidir. Çünkü Peygamber’in yanında olanlar hadisleri (Peygamber’in söylediklerini) en çok bilenlerdi. Sonra onların ölümüyle hadisleri bilenlerin sayısı azalacak ve bu şekilde üstteki piramit ters şekilde gelişecekti. Ama bizler Emevi dönemindeki hadislerin, bu dönemdekilerden daha kabarık olduğunu görüyoruz.” (Ahmed Emin, Duhaul İslam)

Bazı hadis bilginlerinin iddiasına göre 2 milyon hadis vardır. “En doğru” hadis kitabının derleyicisi olarak gösterilen Buhari’nin kitabındaki hadisleri 600 bin hadis arasından, Müslim’in ise 300 bin hadis arasından seçtikleri söylenir.

Ebu Davud’un kitabındaki hadisleri 500 bin hadisten, mezhep kurucusu olan Malik’in Muvatta’sını 100 bin hadisten, İbni Hanbel’in ise Müsned’ini 750 bin hadisin arasından seçtiği söylenir.

Peygamberimiz’in aşağı yukarı 23 yıl Peygamberlik yaptığını esas alır ve miladi takvime göre hesaplarsak, yaklaşık 23×365=8395 gün Peygamberlik yapmış olur. Toplam 2 milyon hadis olduğu söylendiğinde, Peygamberimiz’in Peygamberlik yaptığı her gün başına 200’den fazla hadis düşer. Herhangi bir kişiye bir yıl önce en çok beraber vakit geçirdiği kişinin; babasının, çocuğunun, karısının veya kocasının hadislerini (sözlerini) ve yaptıklarını yazmasını söyleyelim. Aradan bir yıl geçmesine rağmen yazılan adetleri gördüğümüzde, Peygamberimiz’in vefatından iki yüz yıl sonra, gün başına iki yüz adet rivayet edilen sözlerin, toplam sayısından bile bunların içinde ne kadar çok yalan olduğunu anlayabiliriz.

Tüm bu hadis kitabı yazarlarının tüm bu hadisleri ezbere bildikleri ve kendilerince en doğru gördükleri hadisleri seçtikleri söylenir. Hadisçilerin kaç hadis bildiklerini söyleyebilmeleri için tüm hadisleri bir yere yazıp saymaları gerekirdi, yoksa kimse ezbere 600 bin hadis bildiğini iddia edemez.

Türkçe konuşan bir topluluğa kaç tane kelimeyle Türkçe konuştuklarını soralım, çoğu kimsenin tam cevap veremediğini görürüz. Sayı 600 bin gibi rakamlara tırmandığında insanın ezberindekini sayması ise imkansızlaşır.