Birilerini vesile/aracı kılmak

Categories TarikatlarPosted on

Cehalet, yani bilgi yoksunluğu, özel anlamda Kur’ân’ın kelimelerinin, kavramlarının manasının yanlış bilinmesi, tevhid inancında büyük yara açıyor, En’âm sûresinin 82. âyetine göre imana şirk karıştırıyor.

İşte bu yanlış mana verilen kelimelerden, kavramlardan biri, “aracı” anlamı verilen “vesile”dir. Birilerini araya koyarak Yüce Allah’tan bir şey istemek tevhid inancını kirletmek, imana şirki bulaştırmaktır.

Bir yatırı, kendine göre önemli bir kişiyi araya koyarak, vesile kılarak Yüce Allah’tan bir şey istemek, ya da o ölünün yüzü suyu hürmetine Yüce Allah’tan bir dilekte bulunmak, tevhid inancını katletmekten başka bir şey değildir.

Şimdi şu soruyu sorabiliriz: Vesile kavramı ne anlama gelmektedir? Bu kelimenin geçtiği âyet şöyledir: “Ey iman edenler! Allah’a saygı duyunuz. O’na giden yolu arayınız. Ve onun yolunda cihad ediniz ki kurtuluşa eresiniz.” (Maide, 35)

Bu âyette yer alan “O’na giden yolu arayınız” ifadesinde yer alan “vesile” kelimesini açıklayarak konuya ışık tutmaya çalışacağız. İnsanı manen Allah’a yaklaştıracak amelleri üretmek gerekiyor. Vesile kavramı “vasıta” anlamına geldiği için burada “yol” manasını vermeyi uygun bulduk.

Bazı çevrelerde, buradaki vesileye “Allah’a götürecek mürşidler” manası verildiği görülmektedir.

Bu durum insanı imandan çıkaracak bir nitelik arz etmektedir. Eğer mürşid “öğretici, eğitici” manasına alınıyorsa, o, örnek ahlaki davranışlar, doğru fikirler sergileyerek insanlara doğru yolu gösterebilir, doğruya yönlendirebilir, ama asla Allah ile kul arasına girerek kulu Allah’a yaklaştıramaz.

O zaman, meleklere tapanların gösterdiği mazeretin durumuna düşme tehlikesi ortaya çıkar: Dikkat et, halis din yalnız Allah’ındır. Onu bırakıp kendilerine birtakım dostlar edinenler; ‘onlara bizi sadece Allah’a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz’ derler” (Zümer, 3).

Vesile kelimesini vesele kalıbından yüklem olarak alırsak “yaklaşmak”; âyette geçtiği vesile kalıbından isim olarak alırsak “yol, makam” manasına gelir. Mesela vesile, hadiste “makam” anlamını ifade etmektedir: “Allahım! Ey bu çağrının, başlayan namazın sahibi; Muhammed’e vesile ve fazilet ver, onu kendisine söz verdiğin yüce makama ulaştır!” (Buhari, Ezan, 8; Tirmizi, Salat, 43; Nesai, Ezan, 38)

Allah’a yaklaştıracak olan yol insanlığın gönlünden, beyninden ve nefsinden çıkıp iyi amelleriyle devam etmektedir.

“Allah’a yaklaştıracak yolu arayınız” derken, bir düşüncenin yanlışlığını da ortaya koymaktadır.

Müslüman, geçmişlerinin yaptıklarıyla övünmemelidir; kendi yapmadıklarıyla Allah’a doğru yol alamayacağı gibi, başkasının amelleriyle de Allah’a doğru yücelemez. Vesileyi insanın kendisi aramalı ve o makamı kendisi hak etmelidir. Zaten Allah, onu hak etmeyene asla vermeyecektir.

Âyetin birinci emri olan takva, bu bilincin kendisidir. Allah yolunda cihad etmenin manası, küçük sebeplerle insanlığı savaşa sürüklemenin yanlış olacağıdır.

Büyük sebeplerden dolayı savaşmak için bu ifadeye yer verilmektedir. Yoksa her şeye Allah’ı bahane ederek savaşmak doğru değildir.

“Allah’ın yolu” nedir? Din yoludur, iman yoludur, hürriyet yoludur, haklar yoludur. Bir toplum dinin kökü- nü kazımaya çalışırsa, iman edenlere ağır zulüm uygularsa, hürriyetin yolunu tıkarsa, hakları çiğnerse, namusa saldırırsa, Allah’ın yolunu çiğniyor ve tıkıyor demektir. Bu yolu açık tutmak için cihad yapılabilir.

Uğruna savaşılacak olan değerler bunlardır. Âyetin bu kısmındaki cihad kavramı, nefisle olan cihadı da kapsamına alabilir. Takva Allah’a yaklaşma, bu ise akıl ve gönül işi olduğuna göre, cihad da nefis işi olmalıdır. İnsanın ya da Müslümanın kendi nefsiyle cihad etmesi, en büyük ibadetlerden biridir.

Nefsin olgunlaşması, kötüyü emreden seviyeden, kendini kınayan, ilham alan ve doyuma ulaşan bir seviyeye gelmesi bir eğitim işidir.

O zaman bu manadaki cihad bir eğitim faaliyeti olmakta; nefisle cihadın da eğitici bir özelliği bulunmaktadır. Olgunlaşmamış nefsin yönü dünyadır. Ama aklın yönü Allah’tır. Nefisle akıl bu özelliklerini gönle aktarmak isterler ve gönül uğruna savaşırlar. Aslında savaşın, nefis gibi, azan toplumları terbiye etme niteliği de vardır.

Bu yorumdan sonra diyebiliriz ki, aklın yolu Allah’ın yoludur; onun teslim aldığı gönül yolu da Allah’ın yolu olmaktadır. Aklın gücünü dünyaya hâkim kılmak için verilen her çeşit mücadele cihad kavramının kapsamına girmektedir. Ayette emredilen bütün eylemlerin çoğul olduğuna dikkat edersek, sonucun, yani kurtuluşun da toplumsal olduğunu göreceğiz.

Âyette hedeflenen kurtuluş, mutluluk, zafer, ferdî manada düşünüleceği gibi toplumsal manada da düşünülmelidir.

Ferdî manada kurtuluş ya da mutluluk, Allah’a karşı sorumluluğun bilincinde olma, Allah’a yaklaşmanın yolunu arama ve nefsi ile cihad etmeye bağlıdır. Toplumsal manada mutluluk, kurtuluş ve zafer, toplumun ortak ihlâsı anlamına gelen takva, ortak yönelişi, Allah’a giden yolu araması ve ortak savunması anlamına gelen savaşın gerçekleşmesine bağlıdır.

Takva, Allah’a giden yolu, Allah’a yaklaştıran yolu aramak ve o yol uğruna mücadele verip kurtuluşa ermek, başkasının aracılığı ile olmaz. Kendi takvan, ihlâsın; kendi arayışın ve yine kendi mücadelenle elde edilecektir.

Başkasını aracı kılmak, ‘torpil’ anlamına gelir ki, Yüce Allah’ın katında böyle bir şey olamaz. Öğretme, eğitme, aydınlatma faaliyetleri başka bir şey, aracı kılmak ve vesile kavramına yanlış mana vererek uygulamaya geçmek, dua etmek başka bir şeydir.