Hz. Peygamber’in Beşeriliği

Categories Peygamber AlgımızPosted on

Peygamberler tarihinde çok önemli iki oluşum yer almıştır. Bunlardan birisi bazı peygamberlerin öldürülmesi (Nisâ 4/155); diğeri de bazı peygamberlere kutsallık verilerek onların Allah’ın oğlu olduğu iddia edilerek tanrılaştırılmalarıdır (Tevbe 9/30).

Kur’an bu olguları anlatırken, onların Müslümanların arasına taşınmaması ve Hz. Peygamber’e karşı bunların kullanılmamasının eğitimini yapmaktadır.

Kur’an özellikle Hz. Peygamber’in kutsallaştırılıp tanrılaştırılmaması için gereken açılımları yapmakta, onun bir kul olduğu esası üzerinde ısrarla durmaktadır.

Yüce Allah Hz. Peygamber’in bir kul olduğunu çeşitli şekillerde ve çeşitli boyutlarıyla ele almıştır.

Kur’an’a bu manada bakınca şu noktaları yakalamamız mümkündür:

Hz. Peygamber’in Beşeriliği

Yüce Allah İsra Sûresi’nin 93. ayetinde, Hz. Peygamber’e kendini tanıtmasını, kendi kimliğini ortaya koymasını şu şekilde emretmektedir:

“De ki: Rabb’imi tenzih ederim. Ben sadece beşer olan bir peygamberim.”

Bu ayet ile Hz. Peygamber’in beşeri kimliği ve insan boyutu ortaya konmakta, onun kutsallaştırılıp tanrılık payesinin verilmesi önlenmek istenmektedir.

Bu “beşer” kimliği ile onun olağanüstü güçlerle donatılmadığı, ona olağanüstülük özelliklerinin yakıştırılamayacağı esası gündeme getirilmektedir.

İsra 93’te beşer bir peygamber olduğu vurgulanırken, Kehf 119’da ise beşer olarak vahiy aldığı gündeme getirilmektedir:

“De ki: Ben sadece sizin gibi bir insanım, beşerim. Bana sizin tanrınızın tek bir tanrı olduğu vahyolunuyor.”

Demek ki, vahiy almış olması, peygamber olarak seçilmesi onun beşerî, insani kimliğini ortadan kaldırmamakta, ona tanrılık özelliğini getirmemektedir.

Kehf 110. ayetin bir benzeri de Fussılet 6’da yer almaktadır:

“De ki: Ben de ancak sizin gibi bir beşerim/insanım. Bana ilâhınızın tek bir ilâh olduğu vahyediliyor…”

Bu ayetler Hz. Peygamber’in esas kimliğinin beşer/insan olduğu eğitimini vermekte, beşer haliyle vahiy aldığına işaret etmektedir. Hz. Peygamber’in bir beşer olduğunu şu ayetlerden de anlıyoruz:

“Rabbin seni terk etmedi ve sana darılmadı.” (Duha 93/3).

Bu ayetin ince kılcal damarlarında Hz. Peygamber için terk edilme ve ona darılma gündeme getirilmektedir. Onun Rabbi tarafından korunduğu ifade edilir.  “O, seni yetim bulup barındırmadı mı?” “Yetim” sıfatı bir beşer için söz konusudur. Demek ki.

Hz. Peygamber doğmadan babasını, altı yaşında da annesini kaybetmişti. Buluğ çağına kadar dedesi ve amcası tarafından himaye görmüştü. Onun için “yetim” olan bir varlığa beşer ve peygamberliğin ötesinde bir sıfat verilemez.

“Şaşkın halde bulup da yol göstermedi mi?” Şaşkınlık, problemleri çözüme ulaştıramama, sosyal bunalımlara çare bulamamayı ifade etmektedir. ‘Ala abdınâ kulumuz, derken onun da Allah’a inanması, kul olması, kulluğunu yerine getirmesi, iman ve ibadet etmesi ifade edilmektedir.

Bu ifade, Hz. Peygamber’e verilecek tüm tanrısal sıfatları dışlamakta onun da aldığı, yani kendisine indirilen vahyin gereğini yerine getirmekle yükümlü olduğunu gündeme taşımaktadır.

Ayrıca kul olması nedeniyle, Kur’an’ı yazamayacağına da işaret etmektedir. Diğer taraftan kul olan bu peygamberler insanlara Allah’ın emriyle rehberlik yapabileceklerini ve daima Allah’a bir kul olarak ibadet edecekleri Enbiya 73’te gündeme getirilmektedir.

Peygamberler diğer insanlara Allah’ın emri ile rehberlik ederken, nasıl ibadet edeceklerini onlara yüce Allah vahyetmiştir.

Tanrılık sıfatlarına sahip bir varlığın çözümsüzlük ve çaresizlik içinde olması mümkün değildir.

Hz. Peygamber yaşadığı cahiliyet toplumunun hayatındaki ağır sorunları, erdemsizlikleri çözmekte şaşkın haldeydi.

Beşer olarak onların üstesinden gelemiyordu. Yüce Allah Kur’an’ı ona göndererek çözüm yollarını ona göstermiştir.

“Seni fakir bulup zengin etmedim mi?” “Fakirlik” ve “zenginlik” beşer için var olan kavramlardır.

Kendisini fakir bulup zenginleştiren Allah’ın katında onun tanrılık özelliği olamaz. İşte bütün bu ayetler Hz. Peygamber’in beşer, yani insan olma boyutunu gündeme taşımakta ve onun nasıl görülüp tabi olunacağına ışık tutmaktadır. Kendi başlarına nasıl tapı- nacaklarını bile belirleyemeyeceklerini, onu Allah’tan öğreneceklerini ve öğrendikleri ile insanlara rehberlik edeceklerine dikkat çekilmektedir.

Kendisi kuldur ve kulluğunu yerine getirmekle de yükümlüdür. Bu yükümlülüğünü nasıl yerine getireceği çeşitli ayetlerde açıklanmaktadır:

“Ben ancak, Mekke şehrini dokunulmaz kılan Allah’a kulluk etmekle emrolundum. Her şey zaten O’na aittir. Bana Müslümanlardan olmam ve Kur’an okumam emredildi” (Neml 27/91-92).

İşte Hz. Peygamber’in kul oluşunun önemli esaslarından ikisi burada ortaya çıkmakta ve bunların Allah’a teslim olmak ve kendisine vahyedileni okumak olduğu da belirlenmektedir.

Görüldüğü gibi bu ayetlerin işlediği ana konu Hz. Peygamber’in ihtiyaç içinde olan bir beşer olduğudur. Onun içindir ki, Müslümanlar onun beşerlik özelliğini, boyutunu dikkate alarak hareket etmeli, onu takip etmeli, onun hakkında yazmalı ve konuşmalıdırlar.

Onun beşerlik boyutunu daima göz önünde bulundurmak, bizi geçmiş toplumların peygamberlerini tanrılaştırma hatalarından kurtaracaktır.

Hz. Peygamber kendini bir beşer olarak tanıtmaktadır:

“Ben ancak bir beşerim, dininizden size bir şeyi emredersem onu alınız; ancak kendi kafamdan bir şeyi emredersem, ben de bir beşerim” (Müslim, Fedâil, 43).

Diğer taraftan Hz. Peygamber, kendisinin diğerleri gibi bir insan olduğunu, vereceği hükümlerde yanılabileceğini vurgulamıştır (Muvatta, Akdiye, 36.1).

Yüce Allah’ın emri ile Hz. Peygamber’in kendini beşer kimliği ile tanıtması, peygamberlere tanrılık payesi veren kirli anlayışı, inancı temizlemekte, durdurmakta ve İslam inancından çıkarmaktadır.

Bu ayetler, müminleri, geçmişte Yahudilerin ve Hıristiyanların peygamberlerini yüceltip tanrılaştırmaları hatasına düşmelerini önler niteliktedir.

Mü’minler Hz. Muhammed’i bir beşer ve bir peygamber olarak tanımalı, anlamalı, tabi olmalı ve bu kimliğin ötesine asla geçmemelidirler.