Kur’an beşeri değil, ilahi bir mucizedir

Categories Genel, Hadis - Kuran İlişkisiPosted on

 

Kur’an’ın Allah’ın vahyi olduğuna iman etmek tevhidin olmazsa olmaz şartlarındandır. Bu bir mü’min için iman meselesidir ve bunda şüphesi olan iman etmiş sayılmaz. Ne ki Kur’an’ın Allah’tan olduğunun akli ve mantıki delillerini arayan bunu bulmakta zorlanmayacaktır.

Bu deliller aynı zamanda bazı militan ateistlerin “Kur’an’ı Peygamber yazdı” yollu maksatlı iftiralarına da bir cevaptır. Bunlardan birkaçını şöyle sıralayabiliriz:

  1. İcazı: Kur’an mucize oluşuyla ilâhî kaynaklıdır. Onun mucize oluşu hem lafız hem mana yönündendir. Lafız yönünden o edebiyat ve şiirde altın çağını yaşamakta olan cahiliyye Araplarına meydan okumuş ve onun gibi bir kitap, bir sure hatta bir ayet getirmeye çağrılmışlardır.Tabi çağın en büyük söz ustalarından kimilerinin bu çağrıya cevabı, bazı kısa Kur’an surelerinin çok kötü bir taklidine kalkışmak biçiminde olmuştur. Kur’an’ın lafzi büyüleyiciliğine Mekke müşriklerinin ünlü söz ustaları da hayran oluyor hatta bazıları gizlice Kâbe’ye gelip Kur’an dinlemekten kendilerini alamıyorlardı.

Kur’an’ın mana yönünden mucize oluşu da iki kısımda değerlendirilir:

a) Muhteva açısından: Kur’an ele aldığı konular, naklettiği tarihi örnekler ve hatta tevkifi olan tedviniyle bütün olarak mucizedir. Çünkü o daha ilk surelerinde Beni İsrail’in Yahudileşmesini işleyerek, birincisi Yahudileşmenin gelecekte bu ümmetin en büyük sorunu olacağına dikkat çekmiş, ikincisi Yahudilerin gelecekte hem dünyanın hem de ümmetin başına bela olacağını ima etmiştir.

b) Mefhum açısından: Kur’an 14 asırdan beridir tefsir edilmekte lakin yapılan yüzlerce tefsire rağmen onun ayetleri hâlâ yeni yeni sırlar vermeye, daha önce hiç farkına varılmayan mesajlar iletmeye devam etmektedir. Hiçbir tefsir için “Bu Kur’an’ın en mükemmel ve son tefsiridir” denilemeyecektir. Üzerinde düşünen insanlara her defasında bir öncekinde söylediğinden daha farklı ve değişik hakikatleri söylemeye devam edecektir o. İşte bu vasfı Kur’an’ın en büyük mucize oluşunun bir delilidir.

2. Geçmişten ve gelecekten haber vermesi: Hiçbir tarihçinin ulaşamayacağı ve arkeolojik kazıların da zerre kadar bir ipucu veremeyeceği hayatın başlangıcı ve ruhun tarihi hakkında bilgiler vermekte ve bu bilgileri verebilecek bir başka kaynak da bulunmamaktadır. Evrenin yaratılışının ilk aşamasının bir gaz bulutu (duhan) olduğunu, evreler halinde ve bir süreç içerisinde yaratıldığını, hayatın kökeninin sudan ve topraktan olduğunu, ruhun kökeninin Allah’tan olduğunu belirten ayetler bu cümledendir. Kur’an yine hiçbir zaman bunca net bir şekilde ortaya çıkarılamayacak kimi olayları ayrıntılarıyla birlikte vermektedir.

Âdem ve Havva kıssası, Habil ve Kabil kıssası, Tufan olayı, Lut kavmi olayı, Ad ve Semud kavmi olayları, İbrahim ve Nemrud kıssası, Musa ve Firavun kıssası bunlardandır. Bu kıssalardan kimileri daha önce gelen semavi kitaplardan Tevrat ve İncil’de de yer alırlar. Bunlar geçmişin haberleridir. Bir de gayba ilişkin geleceğin haberleri var ki bunlar da Kur’an’ın ilâhî kaynaklı oluşunun bir başka delilidirler. Bunlar arasında en ünlü olanı çağın iki rakip süper gücü olan Bizans ile Sasani imparatorlukları arasındaki Mecusi/Sasaniler lehine bozulan dengenin, zahiri belirtilerin tersine 3 ile 9 yıl arasında Bizans lehine çevrileceğini ve savaşı kitap ehli Bizans’ın kazanacağını önceden haber veren Kur’an ayetidir. Aynı yıl, yani verilen sürenin son yılı olan 9. yıl hem Bizanslılar Sasaniler’i ezici bir yenilgiye uğratmışlar hem de mü’minler Bedir’de Müşrikleri yenilgiye uğratmışlar ve Allah’ın bir sonraki ayette bildirdiği “O gün mü’minler sevinirler.” (Rûm 4) va’di gerçekleşmiştir.

Geleceğe ilişkin bu haberden ayrı olarak ileride Müslümanların yeryüzünün en büyük gücü olacağını da Kur’an müjdelemiştir. Tabi bir de Kur’an’ın mucize haberlerinden evrenin dünyanın ve insanlığın uzak geleceğine ilişkin olanlar vardır ki bu cümleden olarak kıyamet, ba’s, haşr, hesap, cennet ve cehennemle ilgili haberler sayılabilir.

  1. Vahyin kelimelere döküldüğü yerler olarak nitelediğimiz ayetler ki bunlar Kur’an’ın ilâhî kaynaklı oluşunun en çarpıcı delilidirler. İşte birkaçı: “Allah seni affetsin, niçin onlara izin verdin?” (Tevbe 43) “O, (kişi: Velid b. Muğire) suratını astı ve sırtını dönüp uzaklaştı; Elçi’ye âmâ geldi diye. Ve (sana gelince Ey Nebi!) sen nereden bileceksin o (müşrikin) arınacağına dair bir ihtimal bulunduğunu; veya alacağı öğütün kendisine yarar sağlayacağını.

Fakat kendi kendine yettiğini sanan kimseye gelince: Sen bütün ilgini ona yönelttin, oysa onun arınmamasının sorumlusu sen değilsin. Fakat sana büyük bir iştiyakla gelen var ya; -ki o, Allah’a saygıda kusur etmez-. İşte sen, onu ihmal ediyorsun.” (Abese 1-10) Birinin bunları kendi kendisine söylemesi abestir. Dolayısıyla bu sözler Peygamber’e değil Allah’a aittir ve muhatabı da Peygamber’in kendisidir.

“Allah’ın nimet verdiği, senin kendisine nimet verdiğin kimseye ‘Eşini yanında tut, Allah’tan kork’ diyordun. Fakat Allah’ın açığa vuracağı şeyi içinde gizliyordun, insanlardan çekiniyordun. Oysa asıl çekinmeye layık olan Allah idi.” (Ahzab 37) Bu ayette Nebî’nin gizlediği bir sırrı Allah açıklamaktadır. Başka hiçbir delil olmasa bu ayet Kur’an’ın Allah katından geldiğine delil olarak yeter.

“Yeryüzünde hâkimiyet kuruncaya kadar hiçbir peygambere esir sahibi olmak yakışmaz. Siz geçiçi dünya malını istiyorsunuz, Allah ise ahireti istiyor.” (Enfâl 67) Bu ayet de Nebi’ye bir azardır ve kimse kendi kendisini azarlamaz. Rasulullah’ın Bedir esirleri konusunda yaptığı istişarede tek kalan Hz. Ömer’in görüşünü tasdik eden bu ayet indikten sonra kendisinin de içinde olduğu çoğunluğu kasteden Nebi: “Eğer bu mesele yüzünden gökten bela inseydi Ömer dışında kimse kurtulmazdı.” diyecektir. “Ey Peygamber, eşlerinin rızasını arayarak Allah’ın sana helal kıldığını niçin sen kendine haram kılıyorsun.” (Tahrîm 1)

Bir sırrı açıklayan bu ayet de Kur’an’ın kaynağının ilâhî oluşuna en büyük delil teşkil etmektedir. Bu ve buna benzer daha birçok ayetin muhtevası olan bu sözleri birinin kendi kendisine söylediğini iddia etmek akıl ve mantıktan yoksun olmak demektir. Elbet bütün bu sözlerin sahibi dışardan biridir. Ancak o biri Rasulullah’ın kalbinden geçene vakıf olan, onu uyaran, tenkit eden ve azarlayan biridir. Yani Allah’tır ve olayın adı da vahiydir.

  1. O çağda bilinmesi mümkün olmayan birtakım gerçeklere ayetlerin işaret etmiş olması: Yerin düz değil yuvarlak olduğunu beyan için Arapların kuş yumurtası için kullandıkları isimle aynı kökten gelen taha kelimesinin seçilmesi, çekim kanunu, rüzgârın aşılaması, bütün eşyanın özde hareketli olup atomlardan yaratılması, ayın önceden güneş gibi ışık saçan bir yıldız olması, rahmin parametrium, miometrium ve endometrium adı verilen üç katlı yapısı ancak çağımızdaki bilimsel gelişmeler sayesinde ulaşılabilmiş bilgilerdir. Bundan 14 asır önce bu gerçeklere işaret etmesi Kur’an’ın kaynağının ilâhî olduğunun delillerindendir.