Ahirete imanla hedeflenen nedir?

Categories Kur'an'a Göre DinPosted on

Ahirete iman, Allah’a imandan sonra gelen ikinci temel umdedir. Kur’an bu iki esası o kadar çok birlikte anar ki, vahiyle inşa olmuş bir akıl bu ikisinden biri olmadan diğerini tek başına düşünemez. Peki, bu neden böyledir?

Ahirete iman olmadan Allah’a imanın, insanın hayatında somut ve bire bir karşılığı bulunmamaktadır. Soyut bir Allah inancı, insanın gündelik hayatında ancak ahiret inancıyla birlikte bir ahlaka dönüşebilmektedir. Allah’a karşı sorumluluk bilinci anlamına gelen takvanın temelinde yatan neden de budur.

İnsan Allah’a karşı sorumludur. İnsanı saf ahlaki davranışa götüren neden de bu bilinçtir. İnsan, ancak ahirete inanıyorsa “Allah bilinci” onda bir “ahlak bilinci” oluşturur.

Çünkü sorumluluk, bilinçli bir tercihtir. Bu tercihin karşı kutbunda sorumsuzluk bulunur. Bir insanın tercihini sorumlu davranıştan yana kullanması için mutlaka yaptırım gereklidir. Bu yaptırım, sorumsuz davranışın cezalandırılması, sorumlu davranışın ödüllendirilmesidir.

Eğer yaptırım yoksa, bir insanın kendisi için külfet getirecek olan sorumlu davranışı tercih etmesinin makul bir nedeni kalmaz.

Suyu getiren ile testiyi kıranın bir tutulduğu bir dünyada, kimse suyu getirmeye talip olmaz. Hayatı Allah’ın koyduğu sınırlara göre yaşayan ile, içgüdülerinin ve arzularının peşinden giden bir olmaz:

“Öyleyse, Allah’ın rızasını gözeten kişiyle Allah’ın hışmına uğrayan ve varacağı yer cehennem olan kişi bir olur mu?”

(Âl-i İmran 162)

Evliyalar, Şeyhler, Gavslar gaybı bilir mi?

Categories Hadis - Kuran ÇelişkisiPosted on

Tasavvuf inancında en üstteki zatlara verilen değer çok önemlidir.

En üstteki zat bu değerli konumu ile peygamberlere üstün gelecek bir zemine kavuşmuştur.

En üstteki şeyh, yani Gavs Hazretlerinin üstün olamayacakları bir beşer olamaz.

Allah tarafından seçilmiş ve insanlara elçi olarak gönderilmiş peygamberler de… Bu tespite itirazlar yükselir… Asla böyle bir şey olamaz denir. Böyle bir iddia nereden çıkarılıyor denilebilir. Ancak referans aldığımız kaynaklar bizatihi bu zatların kendi kitapları olursa kendi söyledikleri ile peygamberlere nasıl üstün olduklarını gösterince bunu şaşkınlıkla karşıladıklarını görürüz.

Tasavvufta isim yapmış ve tüm sufi çevrelerin hürmetle andıklarının kitaplarındaki söylemlerine baktığımızda genellikle tarikat ve tasavvuf çevrelerince okunmaz.

Onlar sadece bu zatların Allah dostu olduğuna inanır ve adlarını “kuddise sirruh” gibi lakaplar eklemeden anmayı saygısızlık olarak görürler.

Bu zatlara büyük saygı vardır, ama haklarında anlatılan keramet hikâyelerinden başka bilgileri yok gibidir. Bu bilgiden yoksun saygı o kadar derin ve büyüktür ki onlarla bir şüphe, tereddüt ya da en ufak bir eleştiriye tahammül edemez ve hatta dine, kutsala hakaret olarak görürler.

Çünkü tasavvuf çevrelerine göre bunlar “Allah dostları”, yani “evliyaullah”tır; şüphe ve eleştiri asla hoş karşılanmaz, caiz görülmez. Dolayısı ile asla eleştiremezsiniz. Siz kimsiniz ki eleştireceksiniz ya da saygı ifadesi kullanmadan adlarını ağzınıza alacaksınız?! Olamaz! Onlar ki “evliyaullah”tır! Kutsanmışlardır…

“Evliya” yani veliler… “Veli” dost, veliler; dostlar anlamında.. Yani evliya “dostlar” anlamına gelirken, tasavvufta evliya kelimesi çoğul anlamda “dostlar” olarak değil, “Allah’ın dostu” anlamında tek kişi için kullanılır.

Yüceltilen zat… En üstte “evliya”. Kişi evliyalık makamına yüceltilince artık ondan kerametler sadır olmaya başlıyor. Çünkü o sırları ile keramete ehildir.

Ve bu kerametler onları herkesten üste, peygamberleri de geride bırakacak makama yükseltir. Ve bu mevkideki “Gavs Hazretleri” tasavvufi imanın iki temel şartından biri olur. Teorik olarak “her şeyin Allah olduğu” vahdet-i vücut teorisini kabul etmeden tasavvuf olmayacağı gibi Gavs’ı kabul etmeden de tasavvuf olmaz.

Şimdi kendisi olmadan tasavvuf inancının olmayacağı Gavs Hazretlerinin peygamberlere üstünlükleri nasıl, bunu görelim.

Sufi yapılanmalarda tarikatların gavssız olmaması da bu sebepledir. Gavs “kutbu’l-aktab”dır; en büyük kutuptur. Kutup, yani “mil”, her şeyin hatta kâinatın etrafında döndüğü merkezdeki mil. Bu insan kâinatın kutbu. Kâinat onun etrafında dönüyor. Yani Fransız İhtilali’nden sonra o meşhur ihtilalcilerden biri şöyle söylüyor: “Tanrıyı gökyüzüne hapsettik.”

Tanrı gökyüzünde, yeryüzünde biz varız. Bu bile hafif kalıyor tasavvuf dininin yanında… Çünkü yeryüzü diyor, hâlbuki tasavvufta öyle değil. Tasavvufta yeryüzü gökyüzü bütün bir kâinat, maddi manevi her şey Gavs Hazretlerinin etrafında dönüyor.

Yani Allah yetkilerini, kudretini bunlara verdi, kendi adına vekil kıldı.

Müthiş bir şey, var mı böyle bir yetkisi peygamberin? Kur’an’daki peygamberin böyle bir yetkisi var mı? Hayır! Çok mübarek zatlardan birisi Molla Cami, ilginçtir bu da Farisi şair, İranlı, Tebrizi de öyle. O kültürden geliyor.

İran kültürü dini dönüştürmüş. Ve bunun için gerçekten çok müthiş adamlar yetiştirmiş. Dehşet bir şey. Molla Câmî de bunlardan birisi…

Molla Cami, Nefahatül Üns isimli kitabında diyor ki:

“Evliyalar varı yok eder, yoğu var eder.”

“Gizli şeyleri açığa çıkarır, açıkta olanları gizler.”

“Ölüyü diriltir, diriyi öldürürler.”

“Duayı bunlar gerçekleştirir.”

“Gıyaben (gizli olarak) söylenenleri işitirler.” diyor.

Siz dünyanın neresinde Gavs’la ilgili bir şey söylerseniz o bunu duyar, işitir. Ondan gizli hiçbir şey olmaz. Onlar gaybdan ve gelecekten haber verirler. Yani gelecekte olanlardan… Asla hiç kimsenin bilemeyeceği şeylerden, sadece Allah’ın bileceği mutlak gaybdan haber vermek, su üzerinde yürümek, aynı anda muhtelif yerlerde görünmek gibi…

Sonra vahşi hayvanlara hükmetmek, havaEvliyalar, Şeyhler, Gavslar kâinatı mı idare ediyor?da dolaşmak gibi bir yığın özellikleri var.

 

Konuya ilişkili olarak ayetler;

“De ki: Göklerde ve yerde, Allah’tan başka kimse gaybı bilmez. Ve onlar ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.” Neml Suresi, 65

“Zira gaybın anahtarları yalnızca O’nun katındadır; onu başkası değil, yalnızca O bilir. O, karada ve denizde olan-biten her şeyi bilir; hiç bir yaprak düşmez ki O bunu bilmesin; yerin derinliklerinde bir tek tohum, yaş-kuru hiçbir şey yoktur ki O’nun apaçık yasasına dahil olmasın.” Enam Suresi, 59

“Hamd Alemlerin Rabbinedir.

Rahman ve Rahimdir.

Din gününün malikidir.

Biz yalnızca Sana ibadet eder ve yalnızca Senden yardım dileriz.” Fatihâ Suresi, 1-4. ayet:

Tut ki onlar seni (barış tuzağıyla) aldatmayı planlamış olsunlar; o zaman de elbet Allah sana yeter: O’dur seni yardımıyla ve imanlı insanlarla güçlendiren: Enfal Suresi, 62

(Ama) unutmayın ki, benim savunucum Kitab’ı indiren Allah’tır: zira, dürüst ve erdemli olanları O savunacaktır. Araf Suresi, 196

Onlar, sizi hoşnut etmek için size Allah adına yeminler ederler. Oysa ki daha öncelikli bir görevleri var: Allah’ı hoşnut etmek, O’nun Elçisi’ni de… Tabi ki yürekten inanmışlarsa eğer! Tevbe Suresi 62

De ki: “Allah dilemedikçe, ben kendim için dahi ne yarar sağlayacak ne de zararı önleyecek bir güce sahibim. Her ümmet için belirlenmiş bir süre vardır; süreleri dolduğunda artık onu ne bir an erteleyebilirler, ne de öne alabilirler.” Yunus Suresi, 49

Baksanıza onlar, O’ndan saklamak için gönüllerini kat be kat örtüyorlar: Unutmayın ki, onlar (niyetlerini) kat kat örtülere sarıp sarmalasalar dahi, O onların (gerçeği) gizlediklerini de bilir, (yalanı) açığa vurduklarını da; nitekim O, gönüllerin en mahrem sırlarını bilendir. Hud Suresi, 5

Bilmiyorlar mı ki Allah, onların sırlarından ve gizli görüşmelerinden çok iyi haberdardır; zira, iyi bilsinler ki Allah her türlü gizliliği tüm ayrıntılarıyla bilir. Tevbe Suresi, 78

Allah, kendisinden başka ilah olmayan, mutlak diri, hayatın ve varlığın kaynağı ve dayanağıdır; ne gaflet basar O’nu, ne de uyku. Göklerde ve yerde olan her bir şey O’nundur: O’nun izni olmaksızın katında şefaat edecek olan kimmiş bakayım? O, kullarının önünde-açıkta olan şeyleri de, ardında-gizli olan şeyleri de bilir; oysa onlar, O dilemedikçe O’nun ilminden hiç bir şey kavrayamazlar. O’nun sonsuz kudret ve otoritesi gökleri ve yeri kaplamıştır; üstelik onları görüp gözetmek O’na güç gelmez: zira yüce ve azametli olan yalnızca O’dur. Bakara Suresi, 255

Peygamberin aşırı yüceltilmesi

Categories Peygamber AlgımızPosted on

Kuran’ın anlattığı dinden uzaklaşılmasında, dinin kutsallarının aşırı yüceltilmesi önemli bir yer tutar.

Dinin övdüğü Peygamberler’i aşırı yüceltmek bunun en önemli örneğidir.

O, size melekleri ve Peygamberler’i Rabler edinmenizi emretmez. Siz Müslüman olduktan sonra, size kafir olmayı mı emredecek?

3-Ali İmran Suresi 80

Peygamberler’i dinin mantığına aykırı bir şekilde yüceltenler; “Yoksa sen Hz. İsa’yı sevmiyor musun? Sen Hz. Muhammed’i yok mu sayıyorsun?” tarzındaki sorularıyla, saf dinin ortaya çıkmasına çalışanları yıldırmaya çalışırlar.

Kutsala saygısı olan, Peygamberler’i seven birçok saf insansa, ne yazık ki bu sorularla gerilemektedir.

Zaten kutsalı aşırı yüceltmenin hedefi de budur: Allah dışındaki ilahların hiçbirini kabul etmeyen dindar kitleye, kendi kutsallarını aşırı yüceltip, zayıf oldukları yerden yaklaşmak suretiyle dini bozmak.

Hz. İsa gibi Allah’ın sevgili bir kuluna ilahlık makamının verilmesinin Hıristiyanlık dünyasındaki sonuçları ortadadır. Peygamberimiz’le ilgili uydurmalar ise (bu bölüme kadar gördüğümüz ve ilerideki bölümlerde göreceğimiz gibi), daha çok, Peygamberimiz’e, Allah’ın yanında ikinci bir hüküm oluşturucu sıfatının verilmesiyle olmuştur.

Bu yaklaşımla mezhepçi kitleler, Allah’ın vahyi olan Kuran’da olmayan hükümleri, kendi uydurdukları veya yanlış yorumladıkları “hadis” ve “sünnet” adını verdikleri, Peygamber’e iftiralarla dolu kitaplarda toplamışlardır.

Oysa Peygamberimiz’e Kuran’da şunlar söyletilir:

De ki: “Size Allah’ın hazineleri yanımdadır demiyorum, gaybı da (algılanamayanı da) bilmiyorum ve ben size bir meleğim de demiyorum. Ben bana vahyedilenden başkasına uymam.” 6-Enam Suresi 50

Görüldüğü gibi Peygamberimiz de aynı bizim gibi vahye, yani Kuran’a uymakla yükümlüdür ve bu vahiy dışında başka bir şeye uymayacağına göre, bu vahiy dışında bir hüküm oluşturması da mümkün değildir.

Peygamber’e “sünnet” veya “hadis gibi Kuran’ın belirtmediği başlıklarla hükümler atfedenler, uydurdukları din rağbet görsün diye Peygamberimiz hakkındaki birçok ayete aykırı yargılar ortaya atmışlardır.