Ahiret gününde şeyhler

Categories TarikatlarPosted on

“Efendi” edinilen kişiler, kıyamet koptuğunda ve hesap günü kimseyi kurtaramayacak.

O gün “efendi” edinilen kişi de dâhil herkes kendi derdine düşer ve kendini kurtarmak için herkesi fidye olarak vermek ister.

Kendisine bağlananları hesap günü kurtaracağı iddia edilen kişilerin Allah’tan bir güvencesi mi var?

Siyasilerden, sanat camiasından ve medyatik kişiler içinden aklını bir kenara bırakarak bu tarikatlara bağlanmış kişiler var. Söz konusu bu kişiler bağlı oldukları tarikatların önderlerini cennete girme sebepleri olarak kabul ediyorlar. Allah’ın izniyle bu dünyada onlardan söz aldıklarını söylüyor ve mahşer günü onların “Yarabbi bu kulun sırattan geçmeyecekse ben de geçmeyeceğim” diye naz edeceklerini iddia ediyorlar.

Nasıl bir akıl tutulmasıdır bu?

Bu insanlar gerçekten bunlara inanmış olabilirler. Ancak bu, inandıkları bu şeylerden hesaba çekilecekleri gerçeğini değiştirmez. Allah’ın peygamberlerine dahi vermediği yetkiyi, başkalarına vermenin hesabı verilemez. Gerçek kul; Allah ile arasına kendi nefsi de dâhil, birilerini sokmaktan sakınan, her türlü şirk zincirini parçalayan ve kendini yalnız Allah’a prangalayandır.

Rabbimiz varken kimleri kutsuyor, kimlere bağlanıyoruz?

Oysa Allah bizim de onların da Rabbidir.

İnananlar yalnız Allah’a dayanıp güvenmelidir.

Allah’tan başkasından beklentisi olanın, hesap günü yüzü gülmez. Ayetler uyarır bizi: “Bir kısmını iyiye ve güzele kılavuzladı, bir kısmının üzerine de sapıklık hak oldu. Onlar, Allah’ı bırakıp şeytanları dost edinmişlerdi. Bir de kendilerinin hidayet üzere olduklarını sanırlar.” (A’raf Suresi 30).

O gün gerçekten de her kişi kendi derdine düşer. Kendini kurtarmak için her şeyi gözden çıkarmaya hazırdır. Bu yüzden o gün kimi şeyh ve tarikat önderlerinin kendisine bağlananların derdine düşeceği hikâyeleri tamamen asılsız ve yalandır:

“En yakın dostlar birbirlerinin halini sormaz/bir dost bir dostundan bir şey isteyemez. Onlar birbirlerine gösterilirler. Bir suçlu-günahkâr, o günün azabına karşılık olmak üzere, oğullarını fidye olarak vermek ister. Eşini ve kardeşini. Kendisini kucaklayıp barındıran aşiretini/ailesini. Yeryüzünde bulunanların tümünü fidye verip kendisini kurtarmayı ister.” (Mearic Suresi 10-14).

Esasen bu durumun sebebi son derece açıktır. Allah’ın vahyinden yüz çeviren ve o vahyi dikkate almadan uydurulmuş rivayetler ile hüküm verenlere şeytan dost olmuştur.

Bu kimseler ise kendilerini doğru yol üzerinde sanmaktadırlar: “Kim Rahman’ın Zikri’ni (Kur’an’ı) görmezlikten gelip ondan uzaklaşırsa biz ona bir şeytanı musallat ederiz de o ona can yoldaşı olur. Bu şeytanlar onları yoldan saptırırlar. Onlarsa kendilerinin hâlâ doğru yol üzerinde olduklarını sanırlar.” (Zuhruf Suresi 36-37).

Rabbimiz boş yere uyarmıyor kullarını: “Yemin olsun, biz bu Kur’an’da, insanlar için her örnekten nicelerini sıraladık. Ama insanların çoğu inkârdan başka bir şeyde diretmediler.” (İsra Suresi 89).

Allah’ın vahyine kulak vermeyen kişi, türlü zanların peşinde helak olmaya mahkûmdur. Kur’an, daha önce kendilerine kitap verilen toplulukların da Allah’ın kendilerine bildirmiş olduğu vahyi gerektiği gibi dikkate almadıklarına ve üzerinde bulundukları inanç ve kabullerin, şeytan tarafından kendilerine süslü gösterildiğine dikkat çekerek inananları aynı hatalara düşmemeleri konusunda uyarır: “Yemin olsun Allah’a ki, senden önceki ümmetlere de elçiler gönderdik de şeytan onlara amellerini süslü gösterdi. O, bugün de onların dostudur. Onlar için acıklı bir azap var.” (Nahl Suresi 63).