Sevginin yanlış objeye yönlendirilmesi

Categories Geleneksel Din AnlayışıPosted on

İnsanı en çok yanıltan, dinî hayatta hataya sürükleyen, ayağını kaydıran duygusal güçlerden biri “sevgi”dir.

Bu duyguya yanlış yaklaşmak, ona egemen olma yerine onun egemenliğine girmek, insanı ya da inananları şirke sürükleyecektir.

Müslümanların en büyük hatalarından biri, kimi ne kadar seveceklerini bilememeleri, saygıyı tapınmaya götürmeleri, saygı ile tapınmanın farkını bilememe ve arkasındaki çizgiyi kaybetmeleridir.

Kimi ne kadar seveceklerini bilemeyenler, saygıyı tapınmaya kadar götürmekte ve farkına varmadan şirke düşmektedirler.

Yüce Allah, bilinçsiz insanları sevgi denen duygunun nasıl şirke sürüklediğini, öncelikle Bakara 165’de ve Tövbe 30-31’de ele almakta; bu yanlış anlayış, inanış ve uygulamalara çözüm getirmekte ve nasıl hata yaptığımıza ışık tutmaktadır.

“Bazı insanlar, Allah’tan başkalarını Allah’a ortak/ denk tanrılar edinir. Onları Allah’ı sever gibi severler. İman edenlerin Allah’a olan sevgileri çok daha fazladır. Keşke zalimler, azabı gördüklerinde anlayacakları gibi, bütün kuvvetin Allah’a ait olduğunu ve Allah’ın azabının çok şiddetli olduğunu önceden anlayabilselerdi.” (Bakara, 165)

Bu ayette birkaç konu ele alınmakta ve şirkin nasıl meydana geldiğine, insan hayatını nasıl tahrip ettiğine dikkat çekilmektedir. Şimdi, ayetin çatısını oluşturan temel konuları ele alabiliriz:

  1. Sevgi – şirk ilişkisi:

Allah’tan başka varlıkları Allah’a denk tutmak şirktir. İnsan onları Allah ile nasıl denk tutabilir? Başka bir ifadeyle, insan bu denkliği ne ile kurmaktadır? Ayet bu soruya cevap vermektedir. İnsan, Allah’tan başka varlıkları, Allah’ı sever gibi sevmekle, bu denklik kurma şirkini gerçekleştirmiş olur. Yani insanın bir objeye ölçüsüzce sevgi beslemesi, onu tanrı seviyesine çıkarmasına sebep olabilir. Sevgi kaygan bir alanı andırır, her an insanın ayağını kaydırabilir, bu da insanı şirke düşürebilir.

Sevgi alanında çok temkinli gezinmek gerekiyor. Çünkü sevgi insanı fazilete de götürür, rezilete de.

Sevgi alanı, aynı zamanda bir bataklığı andırır; yürümesini bilmeyeni içine çekip boğar. Yüce Allah bu âyette, sevginin şirke nasıl dönüştüğüne dikkat çekmekte; böylece, insana neyi ne kadar seveceğinin bilgisini vermekte ve eğitimini yapmaktadır. Sevgi alanını düzenlemeden, sağlam bir inanca sahip olunamayacağına da işaret etmektedir.

Hangi varlık ve nesnelere duyulan sevginin insanı şirke götüreceğine Tevbe 24’de işaret edilmektedir.

Ebeveyn, çocuklar, kardeş, eş, kabile, mal, ticaret ve meskenlere duyulan sevgi; Allah’a, Peygamber’e ve Allah yolunda mücahedeye olan sevgiden daha çoksa, insanı şirke götürür. Yüce Allah bu ayette, insanın sosyal ve ekonomik çevresini oluşturan sekiz değerden bahsetmektedir.

Mü’minler bu değerleri, Allah, Peygamber ve O’nun uğrunda cihaddan daha sevgili tutamaz. Tuttuğu an şirke girmiş olur.

Böylece Yüce Allah, sevilen objeye göre sevgiyi ayarlamaktadır. Sevilen ile sevgi arasında bir denklik olmalıdır. Bu dengeyi kurmak bir bilinç işidir. İnsanları bir duygu eğitimine tâbi tutan Yüce Allah, bu duygunun eğitimi yapılmadığı takdirde insanların her an şirke düşebilecekleri ihtimalini işaret etmektedir.

Bakara 165 ile Tevbe 24’te bu duygu eğitimini gerçekleştiren Yüce Allah, özellikle sevgi ile şirk arasındaki ilişkiyi işlemektedir.

Birtakım şeyleri Allah’ı sever gibi sevmek, Allah’a eş koşmanın işaretidir. Bunun da bütün insanlara değil, bazılarına mahsus olduğunu, “bazı insanlar” ifadesiyle açıklamaktadır.

  1. Tek Allah’a iman etmenin işareti de yine sevgi ile ifade edilmektedir.

İman eden insan, Allah’ı daha çok sever. Bu dengeyi iman mı kurmaktadır, yoksa sevgi bilinci mi? Hangi varlığa ne kadar sevgi duyması gerektiğini bilen insan, ancak iman eden bir insan olabilir. İman eden bir insan, bu konuda hata yapmaz mı? Tevbe 23 ile 24. âyetlerini bir araya getirdiğimizde, iman edenlerin de bu hataya düşebileceği anlaşılır.

Yüce Allah, söz konusu ayetlerde, iman edenlere hitap etmektedir. Eğer iman edenlerin şirke düşme ihtimali olmasaydı “Ey iman edenler!” ifadesini kullanmazdı. Ayetin yukarıda nakledilen bölümünde Yüce Allah, iman ile sevgi arasındaki ilişkiye dikkat çekmekte ve aralarında bir denge kurulmasını öngörmektedir.

Allah’a iman etmek, O’nu daha fazla sevmeyi gerekli kılar.

Şirk, iman ve sevgi, duygu alanının temel taşlarıdır.

Sevgi ile inancın duygu alanındaki yeri doğuştan olduğu halde, şirkin sonradan kazanıldığının da bilinmesi gerekir. Demek ki şirkin, insan fıtratı ile hiçbir alakası yoktur. Doğuştan gelmeyen bu duygunun, doğuştan gelen inanç duygusunun yerini alması, hatanın büyüklüğünü gözler önüne sermektedir. Bu durum bir bakıma, dağdan gelenin bağdakini kovmasına benzemektedir.

Duygu eğitiminden geçmeyenler, sonradan geleni, doğuştan gelenin yerine koyma hatasını işleyebilirler.

  1. Sonradan meydana gelen şirkin tevhid inancının yerini alması gibi çok büyük bir günahın iki dinamiğini Yüce Allah bu âyette vermektedir.

Ayetin yukarıdaki bölümü, bu dinamiklerinden birinin, “bütün kuvvetin Allah’a ait olduğunu bilememe, ya da görememe” olduğunu göstermektedir. Ayetin bu kısmında Yüce Allah, şirk koşanları ‘zalim’ sıfatıyla vasıflandırmaktadır ki bu, şirkin zulüm olduğu anlamına gelir.

Lokman 13’te, Hz. Lokman’ın ağzından şöyle buyrulmaktadır: “Lokman, oğluna öğüt vererek, ‘Yavrucuğum! Allah’a şirk koşma! Doğrusu şirk, büyük bir zulümdür’ demişti.”

Genelde zulüm, insanlar arası ilişkilerde hakların çiğnenmesiyle ilgili kullanılan bir kavram olarak bilinir. İtikadî bir meselede zulüm kavramının kullanılmasını izah ederken de, yine haklar konusundan hareket etmek gerekiyor.

Yüce Allah’ı birlemek ve ona şirk koşmamak, O’nun hakkıdır. Yani, Allah’ın en önde gelen hakkı O’na şirk koşulmamasıdır. Şirk koşan insan, Yüce Allah’ın bu hakkını çiğnediği için bir zulüm işlemiş olmaktadır. Oysa insanın içindeki inanç duygusunun yönü ve hareket tarzı tevhid inancına doğrudur.

Amacına, yani Allah’a doğru hareket etme ve ettirilme, insan doğasının gereğidir. Şirk koşan insan, fıtratın gereğini yerine getirmemekte, onu yanlış yöne ve objeye yönlendirmektedir.

İşte bu yanlış yönlendirme, Hakka tecavüz olduğu için, zulümdür. Demek ki şirkin büyük zulüm olmasının sebebi, iki yönlü bir hak gaspına yol açmasından kaynaklanmaktadır.

Bu zulmün bir boyutu Allah ile diğer boyutu insan ile ilgilidir. İnsanın en büyük zulüm olan şirk hatasını işlemesine neyin sebep olduğunu, ayetin sonraki kısmından çıkarabiliriz: “Bütün gücün Allah’a ait olduğunu bilmemek ve görememek”.

Başka varlıklarda tanrılık gücü görmek ya da gücün kimde toplandığını veya gücün kaynağının kim olduğunu bilememek, şirke götüren sebeplerden biridir. O zaman şu gerçek ortaya çıkmaktadır: Din eğitimcileri, insanlara gücün kimde toplandığını ve kaynağının kim olduğunu öğretmelidirler. Tevhid inancının temelini, gücün kimde toplandığı bilgisi oluşturmalıdır.

Allah’ın her şeye gücü yettiği bilgi ve inancına sahip olmayan kimsenin, şirke düşmeme ihtimali çok zayıftır.

Şirk koşanlar, Allah’tan başka varlıklarda bir güç vehmettikleri için onlara kutsallık vermişler ve vermektedirler.

Demek ki müşrikler, bütün gücün Allah’a ait olduğunu bilselerdi şirk batağına sapmazlardı. İşte bu bilgi eksikliği, şirkin dinamiğini teşkil etmektedir.

  1. Allah’ın azabının şiddetli olduğunun bilinmesi, şirkten caydırıcı bir etkinliğe sahiptir.

Şirk koşanlar, Allah’a eş koştukları tanrıların azap etme güçlerinin olmadığını, azap etme gücüne sadece Allah’ın sahip olduğunu bilselerdi, şirke düşmezlerdi.

Burada da bilgi eksikliği söz konusudur. Bu, insanların amellerini en ince detayına kadar değerlendirip ceza ve ödüle tâbi tutacak gücün kimde olduğu sorusuna, doğru cevabı verecek bilgidir. Azap etme gücüne sahip olmayan tanrı olamaz. Allah, kullarına azap etmez; ama kul kendi cehennemini kendi amelleriyle hazırlar. Böyle bir değerlendirme ortamını temin etme kudreti ise, sadece Allah’a aittir.

Bu dünyada haksızlığa uğrayanların haklarını alacakları bir âlemi yaratamayan varlık, kutsanmaya, tanrı olmaya layık değildir.

Yorumunu yaptığımız Bakara 165’te, çok önemli bir sebep-sonuç ilişkisi vardır. Kuvvetin kime ait olduğunu ve azap etme gücünün kimde bulunduğunu bilmeme, sevginin yöneleceği objeyi seçme konusunda hata yapmaya yol açmakta güçsüz yaratıklara tanrılık sıfatını vererek şirk bataklığına saplanmaya sebep olmaktadır.

Demek ki, güç ve azap hakkındaki yanlış bilgi ile sevginin yanlış anlaşılma ilişkisinden, bir başka prensip daha doğmaktadır. O da, sevgi denen duygunun eğitiminin bilgiye dayanmasının gerekli olduğudur. Beyinden gönle giden bilgi kanalı çalışınca, duygu âleminde sapmalar meydana gelmeyecektir.

Onun için âyette Yüce Allah “zalimler bilselerdi” buyurmaktadır. Böylece, bilgilendirme yapılmadan duygu eğitiminin yapılamayacağı ilkesi de ortaya çıkmaktadır. Bu ayet sevgi denen kaygan duygu âleminde ayağın kaymasını önleyecek gücün bilgi olduğuna işaret etmektedir. Bilgisiz sevgi âlemi, ağaçsız araziye benzer ki böyle toprağın erozyona uğraması kaçınılmazdır. Sevgi âleminde gerçekleşecek erozyon, şirk denen zulme yok açacaktır.

Toprağı akıp giden, cascavlak taşların kaldığı bir gönülde, şirkten başkasını bulmak mümkün değildir. Netice olarak diyebiliriz ki, duygu eğitimi bilgiye dayanmalıdır. Bu ayette, şirkin gerisindeki dinamiklere işaret edilmek suretiyle bilgilendirme yapılmaktadır.

Şirk, sevginin yanlış yönlendirilmesine, neyin ne kadar sevileceğinin bilinmemesine; bunlar da gücün kimde toplandığının ve azabın kime ait olduğunun bilinmemesine bağlanarak, çok önemli bir sebep-sonuç analizi yapılmaktadır. Herkes bu analizi kendi içinde yapabilir ve kendi içindeki eksik ve yanlışları görebilir. Yüce Allah buna iki örnek vermektedir. Biri peygamberler vasıtasıyla, diğeri ise ilim ve din adamlarıyla alakalıdır.

Ayetler şöyledir: “Yahudiler, ‘Üzeyir, Allah’ın oğludur’ dediler. Hıristiyanlar da ‘Mesih, Allah’ın oğludur’ dediler. Bu onların ağızlarında geveledikleri sözlerdir. Sözlerini daha önce kâfir olmuş kimselerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin! Nasıl da döndürülüyorlar!” “Yahudiler Allah’ı bırakıp bilginlerini/hahamlarını; Hıristiyanlar da rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i rabler edindiler. Hâlbuki onlara sadece tek ilaha kulluk etmeleri emrolundu. O’ndan başka tanrı yoktur. O, bunların ortak koştukları şeylerden uzaktır.” (Tevbe, 30-31)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir