Miraç kandili

Categories Geleneksel Din Anlayışı, Genel, Kur'an'a Göre DinPosted on

 

Müslüman örf ve törelerine göre, dince kutsal sayılan olayların yıldönümlerine rastlayan günlere verilen addır. Böylece kutsal günlerin gecelerinde eskiden kentlerde cami, mescit ve benzeri yerler genellikle kandillerle donatıldığından, bu kutsal günlere bu ad verilmiştir.

Kandil günlerinin kutlanmasının Abbasî Hilafeti ile başladığı tahmin edilmektedir. Dinî gün ve gecelerin kutlanmasının başlangıçta bir bayram hevesi ve anlayışı içinde olduğu, fakat zamanla ve dinî baskı ile bu gün ve gecelerin mistik bir hüviyet kazandığı bilinmektedir.

Anadolu Türklerinde kandil günlerinin kutlanması hakkındaki bilgilerimiz, Mevlit ile ilgili bulunmaktadır. Kandil gecelerinde camilerin, özellikle minarelerin donatılması, III. Murat devrine rastlamaktadır. Mevlit törenleri ise Sultanahmet Camii’nin tarihi ile beraberlik göstermektedir. Bu dinî günlerde, küçüklerin büyükleri ziyaretleri, kandilini kutlama âdetleri sürmektedir. Bu gibi gecelerde Kuran ile birlikte, genellikle ilâhiler okunur.

Müslümanların kutsal saydığı kandil geceleri şunlardır: Mevlit Kandili (12 Rebiülevvel), Regaip Kandili (Recep ayının ilk Cuma gecesi, Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan gece), Miraç Kandili (27 Recep), Beraat Kandili (15 Şaban) ve Kadir Gecesi (27 Ramazan).

 

Miracın kelime anlamı :

Mirac arapça kökenli bir kelime olup yükseğe çıkma anlamındaki “uruc” sözcüğünden türetilmiştir, sözcük anlamıyla “merdiven” anlamına gelir. ve İslam’da Muhammed’in yaşadığı bir manevi yükseliş olayını ifade etmek üzere kullanılan bir terim haline gelmiştir.

 

Geleneksel Miraç Kandili anlayışı :

 Peygamber Efendimiz’in rûhen ve bedenen, Burak isimli semavî bir binek üzerinde Hz. Cebrail ile birlikte Mekke’deki Mescid-i Haram’dan Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya kadar gece yolculuğu (İsra) yapmasını, oradan da bir yükselişle (Miraç) yedi kat göklere ve Sidretü’l-Müntehâ’ya ulaşması, burada Hz. Cebrail’i arkada bırakarak Refref adlı manevi bir binekle Allah’ın huzuruna varmasını ifade etmektedir.

Peygamberimiz, Miraç gecesi, Yüce Rabbimizin birçok nimetine mazhar olmuş ve müminlere mirac olacak 5 vakit farz namazı, “Âmenerrasûlü” olarak bilinen Bakara suresinin 285-286. âyetlerini, İsra Suresi’nin 22–39. âyetlerinde bahsedilen prensipleri (Allah’a Şirk Koşmama, Allah’tan Başkasına Kulluk Etmeme, Ana-Babaya İyilik, Akrabaya, Yoksula ve Yolda Kalmışa İyilik, Saçıp Savurmama, Cimrilikten Sakınma, Fakirlik Endişesiyle Çocukları Öldürmeme, Zinadan Kaçınma, Haksız Yere Cana Kıymama, Yetim Malı Yemekten Sakınma, Ahde Vefalı Olma, Ölçü ve Tartıda Doğru Olma, Sûizandan Sakınma ve Kibir ve Gururdan Sakınma), Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmadan ölen kimselerin günahlarının affedileceği ve Cennet’e girecekleri müjdesini, iyi amele niyetlenen kişiye onu yapamasa bile bir sevap; eğer yaparsa on sevap yazılacağı; fakat kötü amele niyetlenen kişiye onu yapmadığı müddetçe hiçbir günahın yazılmayacağı; ancak işlediği zaman da sadece bir günah yazılacağı müjdesini ve et-Tahiyyâtü duasını ümmetine hediye olarak getirmiştir. Miraç kandili, Recep ayının 27. gecesinde kutlanmaktadır. Mevlid kandillerinde, Mevlid okunduğu gibi, Miraç kandillerinde de, bu semavî seyahati anlatan Mirâciyeler okunur.

İsra suresi 1.ayette geçen Mirac kavramı :

Yarattıklarına benzemekten münezzeh, mutlak aşkın ve yüce O (Allah) ki , kulunu gecenin bir vaktinde Mescid-i Haram’dan çevresini bereketli kıldığımız Mescid-i Aksa’ya, ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye yürüttü:zira O , evet sadece O’dur her şeyi işitip gören.” (İsra Suresi 17/1)

Miraç, “yükselmek, yukarı çıkmak, yücelmek” anlamına gelen uruc kökünden gelir. Tarihsel olarak ne zaman gerçekleştiği, kaç kez vuku bulduğu ve mahiyeti bizce meçhul olsa da, amacı net ve açıktır: “Linuriyehu min âyâtina: Hakikate atıf olan sembollerimizden bazılarını göstermek için…” (17:1)

Hz. Peygamber’in miracı, onun şahsında, insanın “imkanlarının” insana gösterilmesinden başka bir şey değildi. Ruhani yetenekler yardımıyla bu imkanların kullanılması halinde, eşyanın, zamanın ve mekanın kısıtlayıcı ve baskıcı ortamından ruhun özgür iklimine kanat çırpışın yolları gösteriliyordu. İşte bunun için Hz. Peygamber, bir “esas duruş dinamiği” olan namazı “mü’minin miracı” olarak niteliyordu.

Öyle ya, tüm namazlar, bir namazı bulmak için değil miydi; miraç olan namazı? Bunun anlamı, miracın sembolize ettiği hakikatle namazın sembolize ettiği hakikatin aynı olmasıydı: İnsanın, kendisini çepeçevre kuşatan zindanlardan kendi kendisini azad etmesi.

Her miraç bir sınavdır. Tıpkı Hz. Peygamber’in miracının hem kendisi hem de etrafındakiler için bir sınav olduğu gibi. Miraç, sınav özelliği sayesinde kazandırır “sıddîkları”. Her miraç bir “insan eleği”dir; sadıkı kâzipten, dostu düşmandan ayırır.

Miraç, bir görev tekmilidir. Sorumluluğunun bilincinde olanlar ve onu yerine getirenler sorumlu oldukları makama “tekmil/hesap vermek” için can atarlar. Sorumsuzların hesap vermeye can attığı nerede görülmüş? Onların adetidir hesaptan kaçmak. Çünkü sorumluluklarını yerine getirmemiş, hak ve yükümlülüklerine sahip çıkmamıştır.

Bütün bu özellikleriyle, her miraç bir “ödül töreni” bir “teselli mükafatı”dır. “Sevgi” eksenine oturtulmuş bir insan-Allah ilişkisi, aşk ehlinin “gülden terazi yaparlar/gül ile gülü tartarlar/gül alırlar gül satarlar/çarşı pazarı güldür gül” dediği gibi; zahmeti aşk, sorumluluğu aşk, hakkı aşk, görevi aşk, ödülü aşk, teşekkürü aşk olan bir “muhabbet kaynağı” olur.

Miraca ilişkin tarihsel bilgilerimizden birçoğu, daha sahabe tarafından tartışılmıştır.

Hz. Aişe, ünlü “üç şeyi söyleyen Allah’a iftira etmiş olur” hadisinde, “kim Muhammed Rabbini gördü derse Allah’a iftira etmiş olur” der. Ona ve sahabi İbn Mes’ud’a göre Hz. Peygamber’in Necm suresinde gördüğü aktarılan Melek Cebrail’dir. Necm Suresi dikkatle incelendiğinde, Hz. Aişe’nin ve onun gibi düşünenlerin yaklaşımı doğruya daha yakın görünmektedir. Kaldı ki, Necm suresinde aktarılan gaybi müşahade olayının, İsra ve Miraç’tan ayrı ve daha önce olması da muhtemeldir.

İsra Suresi’nde yer alan “el-Mescidu’l-Aksa”nın, Hz. Peygamber’in dilinde genellikle “îliyâ” (İbranice Eliya) olarak anılan Kudüs’te yer alan “Mescidu’l-Aksa” mı, yoksa “Kâbe’nin Arş’taki aslı olan” ve bir rivayette meleklerin tavaf ettiği “el-Mescidu’l-Aksa” mı olduğu tartışması, Muhammed Hamidullah’ın parantez açıp da kapatmadığı bir tefsir problemi olarak durmaktadır.

Bakara suresinin son ayetlerinin miraç gecesi verildiğini söyleyen rivayetin, adı geçen surenin Medine’de indiğinde kimsenin ihtilaf etmediği göz önüne alınırsa, sorunlu bir rivayet olduğu ve paranteze alınması gerektiği anlaşılacaktır.

Tarihsel miracın yeri ve zamanı gibi “nasıl gerçekleştiği” de tartışılmıştır. Başta Hz. Aişe olmak üzere bazı seçkin sahabilerin de söyledikleri gibi bu Hz. Peygamber’e teselli olarak verilen “ruhani bir müşahade” olayıdır. Bu müşahadenin Hz. Peygamber’in hayatında bir kez değil birkaç kez yaşanmış olması kuvvetle muhtemeldir.

Aslolan, miracın tarihsel olarak zaman, mekan ve mahiyetinin sırrına ermek değil, miracın bu ümmete verdiği engin mesajı her bir mü’minin ruhunda hissetmesi ve kendi miracının zeminini hazırlayarak onu gerçekleştirmesidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir