İskat ve Telkin

Categories Dine Sokulan İlavelerPosted on

“Düşürmek” anlamına gelen bu kelime, uzun bir geçmişe sahiptir.

Hıristiyanlıkta papazın günah çıkarması, İslam âlemine iskat olarak geçmiştir.

Kişi papaza gider, işlediği günahı söyler, parasını verir; papaz da onu günah işlememiş hale getirir.

Bizde ise, ölen kişinin ardından cenazede okuma yapan hocalar, ölünün ömrünü hesaplar, buluğ yaşı olan 15 yılı ondan çıkartır. Diyelim ki 80 yaşında öldü; 15 yılını çıkartır, 65 yıllık zorunlu ibadet yapma zamanını bulurlar.

65 yılı güne dökerler, onu 5 vakit namazla çarparlar ve böylece ömründe kaç vakit namaz kılması gerektiğini bulurlar. Kılmadığı namazların karşılığı olan parayı, bir bezin veya mendilin içine koyarlar. 65 yılda 65 tane ramazan orucu vardır, onun karşılığı olan parayı da aynı mendilin içine koyarlar.

Böylece bütün ibadetleri hesaplanarak, karşılığı olan para mendilin içine konur. Mendilin içindeki parayı, hocalar “kabiltu ve hebtu”, yani “aldım-verdim” diyerek elden ele dolaştırırlar. Böyle yapmakla ölünün günahlarını düşürdüklerini söylerler ve ardından parayı pay edip, alır giderler. Aldıkları bu para ile ölünün günahları düşmüş olur.

İskatın başında “iskat-ı salat” gelir. Bunun anlamı, kılmadığı namazların günahını düşürmektir.

Böyle bir anlayış, böyle bir uygulama hakka uygun olabilir mi? Dinimiz buna müsaade eder mi? Diğer taraftan, iskat-ı savm vardır; bunun anlamı, tutmadığı oruçlardan oluşan günahları düşürmektir.

Bu çeşit iskatın diğer konuları da vardır; mesela, hayvan haklarından dolayı işlediği günahları da düşürmektedirler. İslam dinini bu durumlara düşüren, Hıristiyanlığa benzeten, Hıristiyanlığın günah çıkarma âdetini İslam’a sokmağa çalışan bu insanlar, büyük bir zulüm işlemiş, işlemekte ve işleyeceklerdir.

Bu tarz hurafeler, her ne kadar dinimizin kaynağı olan Kur’ân’a giremedi ise de, İslam kültürüne girmiş ve bu kültürü çürütmekte, İslam kültürünün kalbine kurşun sıkmaktadır. Kısacası, ilahiyat fakültelerinde akademisyen olanlar, bu hurafeleri sorgulayıp hurafe kimliklerini ortaya koymalı, İslam kültüründen çıkarmalıdırlar.

Bir diğer hurafe de, ölüyü defnettikten sonra, cenaze imamının mezarın başına geçip telkinde bulunmasıdır.

“Telkin” denen şey, ölünün sorgulanmasında ona yardım edip, cevap veremeyeceği şeylerde kopya vermektir. Güya ölü mezara konduktan hemen sonra canlanırmış, münkir-nekir melekleri gelip ona bazı sorular sorarlarmış.

Bunlar, dininin peygamberinin kim olduğu şeklindeki sorulardır. İşte, o anda mezarın başındaki görevli ona bu cevapları vermekte, başka bir ifade ile ona kopya vermektedir. Bu uygulamaya nereden bakarsan bak, koyu bir hurafe olduğu görülecektir.

Bir kere, mezarda canlanma yoktur. Canlanma, kıyamet koparken olacaktır; Kur’ân’da geçen de budur.

Diğer taraftan, sorgulama ahirette olacaktır. Mahşerde insanlar bir araya gelecekler, kimi zaman gruplar halinde, kimi zaman tek başına sorgulama yapılacaktır.

Ayrıca, bir ölü sorulacak sorulara cevap verecek maneviyatta değilse, kopya vermekle onu nasıl başarılı kılabiliriz?

Bu insanlar, mezardaki ölüye bile kopya vermeye kalkıyorlar. Bu ne biçim bir anlayış, bu ne biçim tatbikat, bu ne biçim beyin?

Bu tip hurafeler, insanların üzüntülü, duygusal anlarından beslenmekte, oralarda yaşamakta, mekân tutmaktadırlar. Hurafeleri sorgulayınca da, onlardan beslenenler ayağa kalkmakta, engel koymakta; dinsizlikle, mezhepsizlikle ithamlarda bulunmaktadırlar.

“Telkin” konusunu sorgularken şu âyetlere gidiyoruz:

“Sen kabirdekilere işittiremezsin.” (Fâtır, 22)

Âyet, manevi yani psikolojik açıdan hakikate kapalı olanları mezardaki ölülere benzeterek, onlara duyurulamayacağına işaret etmektedir.

Mezarda olanlara Hz. Peygamber bile duyuramıyor da, mezarın başındaki din görevlisi nasıl duyurmaktadır?

“Elbette sen ölülere duyuramazsın.” (Rûm, 52)

Neml sûresinin 80. âyetini de buraya getirirsek, şu değerlendirmeyi yapabiliriz: Yaşayan ölülere duyurulamadığı gibi, gerçekten ölü olanlara hiç duyurulamaz. Bu üç ayete rağmen hâlâ mezarın başına gidip telkin vermek, hurafelerin ne kadar güçlü olduklarını göstermektedir. Yüce Allah “ölüye duyurulamaz, işittirilemez” diyor, bizimkiler hâlâ ölüye duyurmak üzere telkin veriyorlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir