Hz. İsa’nın Gelişi

Categories Kur'an'a Göre DinPosted on

İslam âleminde kitaplarda yer alan, hatta iman konusuna dâhil edilen, birçok hatayı beraberinde getiren, İsrailiyattan olup kültürümüze ithal edilen ya da onlar tarafından sokulan konulardan biri de, Hz. İsa’nın kıyamete yakın, dünyaya tekrar gelmesi meselesidir.

Hz. İsa’nın yeryüzüne kıyametten önce gelip deccali öldüreceği, İslam ümmetine adaletle hükmedeceği, ekonomik değerin artacağı, yani bolluk olacağı konusu çeşitli hadislerle ispat edilmeğe çalışılmaktadır. Bu hadislerin bazılarını burada gündeme getirebiliriz.

“Varlığım, kudretinde bulunan Allah’a yemin ederim ki, Meryem oğlu İsa’nın aranıza âdil bir hakem olarak ineceği zaman yaklaşmaktadır. Haçı kıracak, domuzu öldürecek, cizyeyi kaldıracak, mal o kadar bollaşacak ki, kabul eden kimse bulunamayacak.” (Müslim, İman, 242)

Benzer rivayetler Ebu Davud ve Tirmizi’de de geçmektedir. Bunlar tek kişiye dayanan rivayetler olduğu için güvenilirliği düşüktür. Hz. İsa’nın geleceğini söyleme yetkisi, onu gönderecek olan Yüce Allah’a aittir. Hz. Peygamber’e dayandırılan hadisler, mutlaka bir veya birkaç âyete dayanmalıdır. Kur’ân’da âyet yoksa Hz. Peygamber böyle bir şey söylemez.

Şimdi Kur’ân’da Hz. İsa meselesine bakabiliriz. Allah buyurmuştur ki: “Ey İsa! Seni vefat ettireceğim, seni nezdime yükselteceğim, seni inkâr edenlerden arındıracağım ve sana uyanları kıyamete kadar kâfirlerden üstün kılacağım. Sonra dönüşünüz bana olacak. İşte o zaman ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda ben hükmedeceğim.” (Âl-i İmrân, 55)

Âyetin analizini yaparak Hz. İsa hakkındaki hurafeleri, asılsız iddiaları Kur’ân’ın ışığında ele almaya çalışacağız.

  1. Hz. İsa Eceliyle mi Öldü?

Kültürümüzde Hz. İsa’nın ruh ve bedeniyle Yüce Allah katına çıktığı inancı hâkimdir. Bu inancın doğruluk derecesini, mihenk taşı olan Kur’ân ile tespit etmeye çalışalım.

“Allah şöyle dedi: Ey İsa! Seni vefat ettireceğim.” Âyetin bu kısmı hakkında Razi’nin ve Elmalılı Hamdi Yazır’ın uzun açıklamalarına bakılabilir. Ancak bu açıklamaların çoğunun Kur’ân’a ters düştüğü de bir gerçektir.

Dünyada gurbette olan insanı sılaya yani Rabbine götürdüğü, gurbet hayatına son verdiği, hapiste olan ruhu bedenden ayırdığı, ruh-beden ilişkisine son verdiği, bedenden ayırmak suretiyle ruhun önündeki engelleri kaldırdığı ve ruh emanetini sahibine iade ettiği için ölüme “vefat” denmiştir.

Demek ki, Hz. İsa’nın canı Yüce Allah tarafından alınmış, yani eceli ile ölmüştür.

Bunu teyit eden başka âyetler de vardır. Hz. İsa, Yüce Allah’ın insanlara şirk koşmayı emredip emretmediğini sorması üzerine şöyle demiştir. “Ama sen beni vefat ettirince onların koruyucusu yalnız sen oldun.” (Maide, 117)

Maide 116-117. âyetlerinden, Hz. İsa’nın öldüğü ve öldükten sonra sorguya çekildiği anlaşılmaktadır. Hatta Yüce Allah tarafından vefat ettirildiğini bizzat Hz. İsa’nın kendisi söylemektedir. Bu âyetlerde kullanılan geçmiş zaman kalıbı nedeniyle, sorgu ve cevabın gelecekte olacağını söyleyenler olabilir. Kur’ân’da ahiretle ilgili bazı konularda geçmiş zaman fiillerinin kullanıldığı doğrudur. Ama Yüce Allah bu âyetlerde, Hz. İsa’nın nasıl cevap verdiğini de beyan etmektedir.

Dolayısıyla Hz. İsa’nın verdiği cevap, ölümden hemen sonra sorulan sualin cevabı olacağı gibi, ahirette de olabilir. Yine Hz. İsa şöyle demektedir: Bunun içindir ki, doğduğum gün, öleceğim gün ve dirileceğim gün esenlik banadır.” (Meryem, 33)

Âyette hayatının üç dönüm noktası zikredilen Hz. İsa’nın, dünyaya tekrar geleceğinden, beden ve ruhu ile Yüce Allah katına çıktığından bahsedilmemekte; doğum, ölüm ve ahirette tekrar dirilme anlarına işaret edilmektedir.

Buradaki ölümün, beden ve ruh ile Yüce Allah’a yükselip daha sonra dünyaya geldikten sonra gerçekleşeceği de söylenemez; zira Meryem 15’te aynı şeyler Hz. Yahya için de söylenmektedir.

“Doğduğu gün, öleceği gün ve dirileceği gün ona selam olsun.” (Meryem, 15)

Doğum, ölüm ve tekrar dirilme olguları Hz. Yahya için de söylendiği halde, onun tekrar dünyaya gelmesinden niçin bahsedilmemektedir? “Seni vefat ettireceğim” (Âl-i İmrân 55), “Beni vefat ettirince…” (Maide 117) ve “Doğduğum gün, öleceğim gün ve tekrar dirileceğim gün…” (Meryem 33) ifadeleri, Hz. İsa’nın öldüğüne delil teşkil etmektedir. Demek ki, Hz. İsa Yahudiler tarafından öldürülmedi, eceliyle öldü. “Hâlbuki onu ne öldürdüler, ne de astılar, sadece onlara öyle ol- 68 Prof. Dr. Bayraktar BAYRAKLI muş gibi göründü” (Nisâ, 157) ifadesi, Hz. İsa’nın insanlar tarafından öldürülmediğini göstermektedir.

  1. Hz. İsa Dünyaya Tekrar Gelecek mi?

Zuhruf 61. âyetini yanlış yorumlayanlar ve Hz İsa’nın geleceği ile ilgili uydurma hadislere itibar edenler onun dünyaya tekrar geleceğini söylemektedirler. Bu inancın yanlışlığını göstermek için söz konusu âyeti inceleyelim. “Muhakkak ki o, kıyamet saatinin gelmekte olduğuna ait bir ilimdir; artık o saat hakkında asla şüphe etmeyin ve bana uyun; doğru yol budur.” (Zuhruf 61)

Âyette bulunan innehu ifadesindeki hu zamiri Hz. İsa’ya mı, Kur’ân’a mı gitmektedir?

Zemahşeri, Razi, Kadı Beydavi, Hazin, Nesefi, İbn Abbas bu zamirin Hz. İsa’ya gittiğini söylerken; Katade, Hasan Basri ve Said b. Cübeyr gibi bilginler (Taberi, Begavi ve İbn Kesir’de nakledildiğine göre) zamirin Kur’ân’a gittiğini söylemişlerdir. Çağdaş mütercimlerden A. Yusuf Ali zamiri Hz. İsa’ya; Süleyman Ateş, Muhammed Esed ve Bekir Sadak ise Kur’ân’a göndermektedirler. Muhammed Esed’in Zuhruf 61. âyetine verdiği manadan hareket edersek şöyle bir genellemeye varabiliriz: Kur’ân, kıyametin kopacağını bildiren bir bilgidir, bir araçtır. Âyetin devamında kıyametten şüphe edilmemesi ve Hz. Peygamber’e uyulması gerektiğinden söz edilmesi, başındaki hu zamirinin Kur’ân’la alakalı olup, Kur’ân’ın kıyametin kopacağını bildiren bir ilim olduğuna delil teşkil eder. “Elbette o, kıyamet saatinin geleceğini bildiren bir ilimdir” (Zuhruf 61) ifadesi, Kur’ân’ın görevlerinden birinin, insanlara kıyametin kopacağı bilgisini öğretmek ve onları buna inandırmak olduğunu gösterir.

Böyle bir bilgiyi ortaya koymak ve ona inanılmasını temin etmek beşerî düşünce için mümkün değildir; çünkü felsefenin kıyamet hakkında fikir beyan etmesi kendi doğasına aykırıdır.

İlahi vahyin, dünyanın sonlu olduğunu ve bir ahiret hayatının bulunduğunu söylemesi de kendi doğası gereğidir. Bunu söylemeyen bir öğreti, vahiy olamaz.

  1. Hz. İsa Öldükten Sonra Allah Katına Nasıl Yükselmiştir?

Seni vefat ettireceğim ve seni nezdime yükselteceğim” (Âl-i İmrân, 55) ifadesi, Hz. İsa’nın ruh ve bedeniyle Yüce Allah katına yükselmediğini gösterir. “Seni nezdime yükselteceğim” ifadesinde, bunun ruh ve bedenle olacağına dair herhangi bir işaret yoktur. A’râf 176’da insanın âyetlerle yükseltilmesinden söz edilirken, aynı kelime kullanılmaktadır. Hz. İsa’nın Yüce Allah’a yükselmesi, ruhunun Allah’a dönmesidir.

Yüce Allah: “Her can ölümü tadacaktır; sonunda bize döndürüleceksiniz” (Ankebût, 57) buyurmaktadır. Buradaki dönme ile yükselmenin aynı manaya geldiği açıktır. Ölen insanın ruhu Allah’a dönüyor, yani yükseliyor.

Hz. İsa’nın ruhu da Yüce Allah’a yükselmiştir. “Seni vefat ettireceğim ve nezdime yükselteceğim” ifadesinden, Hz. İsa’nın öldüğü ve öldükten sonra Allah’a yükseldiği anlaşılmalıdır.

Hz. İsa’nın Yüce Allah’a yükselmesini, fiziki değil manevi manada anlamak gerekir. Irak’tan Şam’a giderken Hz. İbrahim’in “Ben Rabbime gidiyorum; O bana doğru yolu gösterecek” (Sâffat 99) dediği ifade edilmektedir ki, bu gidişin fiziki anlamda değil, manevi anlamda olduğu gayet açıktır.

Yüce Allah mekândan münezzeh olduğuna göre, O’na gitmenin, O’na yükselmenin manevi bir anlam taşıması gayet doğaldır. Bize şahdamarımızdan daha yakın olan Allah’a (Kâf 16) gitmenin veya yükselmenin maddi anlamda olmadığını kabul etmek zorundayız. “Nerede olursanız olun O sizinle beraberdir” (Hadid 4) buyuran Allah’a gitmenin veya yükselmenin manevi olacağı tartışmasız bir gerçektir.

  1. Hz. İsa, İnkâr Edenlerden Arındırılmıştır

“Seni inkâr edenlerden arındıracağım.” Âyetin bu kısmı, Yüce Allah’a yükselmenin ne anlama geldiğini de açıklamaktadır. İnkârcıların entrikalarından, pisliğinden Hz. İsa’yı uzaklaştırması, onu temizlemesi demektir. “Allah inanmayanların üstüne böyle murdarlık verir” (En’âm 125) âyetine göre, inanmayanlar murdardır/pistir. Onlar pisliklerini diğer insanlara bulaştırmak isterler.

Yüce Allah Hz. İsa’yı onların bu pisliğinden uzak tutarak, temiz kalmasını temin etmiştir. Maide 157. âyetine göre kâfirler Hz. İsa’yı öldürmek istemiş ve bu isteklerini gerçekleştirmek için de tuzak kurmuşlardır. Yüce Allah Hz. İsa’yı, kâfirlerin kurduğu bu tuzaktan -ki Allah buna murdarlık/pislik demektedir kurtarınca, onu kâfirlerden temizlemiş oldu. Haksız yere birini öldürmeye teşebbüs etmek sosyal bir kirliliktir.

Yüce Allah kâfirlerin bu kirinden Hz. İsa’yı arındırmıştır. Bu durumda Allah’ın arındırmasını/temizlemesini, kurtarması anlamına alabiliriz.

  1. Ayrılığa Düştükleri Konularda Allah Hükmedecek

“İşte o zaman ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda ben hükmedeceğim. “

Âyetin dördüncü bölümünde kıyamet, bu bölümde ise Allah’a dönüş vurgulanmaktadır. Kıyametle, insanların ihtilafları sona erecek, iradenin devrede olduğu âlem son bulacak ve iradenin devre dışı kalacağı ahiret hayatı başlayacaktır.

İhtilaflar dünyası bitecek, ihtilafın olmayacağı bir âlem başlayacaktır. Ahirette Allah’ın huzurunda tartışmaya girecek olanlara Yüce Allah şöyle diyecek: “Huzurumda çekişmeyin! Ben size daha önce uyarı göndermiştim. Benim huzurumda söz değiştirilemez.” (Kâf 28-29)

Âyetin bu kısmında, inkâr ile iman arasında potansiyel bir mücadelenin/çatışmanın olduğuna işaret edilmektedir. Bazen insanlar bu potansiyel çatışmayı fiiliyata dökmektedirler. Tarihte kâfirlerle mü’minler arasında zaman zaman şiddetli çatışmaların olduğu muhakkaktır. Bu çatışmalar peygamberlerin öldürülmesine kadar varmıştır. Nisâ 155’te, peygamberlerin öldürülmesinden bahsedilmektedir. İşte, öldürmeye kadar uzanan bu eylemlerin başlangıcı, ihtilaflardır. Kutsal kitaplar ihtilaflara çözüm getirmişlerdir. İsrailoğulları Hz. İsa’nın peygamberliği ve yaratılışı gibi konularda ihtilafa düşmüşler; Kur’ân da bu ihtilafları çözümlemek için açık bilgiler ve çözüm yolları içermektedir: “Doğrusu bu Kur’ân, İsrailoğullarının üzerinde anlaşmazlığa düştükleri pek çok meseleyi açıklığa kavuşturmaktadır.” (Neml, 76)

İsrailoğulları yani Yahudi ve Hıristiyanlar pek çok konuda ihtilaf etmiş, kutsal kitaplarının hükümlerine müdahale etmiş ve özellikle Hz. İsa konusunda, kapanması çok zor ayrılıklara düşmüşlerdir.

Kimisi Hz. İsa’yı gayrimeşru bir çocuk olarak görmüş (Nisâ 156); kimisi Yüce Allah’ın oğlu olduğuna inanmış (Enbiyâ 26); kimisi de onu tanrı edinmiş (Maide 116), Yahudiler ise onun peygamberliğini reddetmiştir. Bu derin ihtilafların halledilmesi için gönderilen Kur’ân’a iman etmediklerinden, bu ihtilaflar hakkındaki hükmü Yüce Allah mahşerde verecektir.

İşte Âl-i İmrân 55’te Allah’ın aralarında hüküm vereceği derin ayrılıkların bir kısmı bunlardır. Demek ki dünyada çözülemeyen ihtilaflar ahirete uzanmakta ve Yüce Allah tarafından hükme bağlanmaktadır. Günümüzde hâlâ Müslümanlar arasında, Hz. İsa’nın ruh ve bedeniyle göğe çıktığı, kıyamete yakın bir zamanda dünyaya geleceği, Deccal’i öldüreceği ve Hz. Muhammed’in dini ile amel edeceği inancı yaygın haldedir. Razi, Zuhruf 61. âyetinin tefsirinde bu konuyla ilgili bir hadise işaret etmektedir.

İslam âlemindeki yaygın inancın, hadis olarak kabul edilen bu beyandan kaynaklandığı anlaşılıyor. Hz. İsa’nın dünyaya tekrar gelmesi gibi önemli bir konudaki hükmün vahye dayanması gerekmez mi? Hz. Peygamber, gelecek konusunda ve yeniden dünyaya gelme hakkında fikir beyan etmiş midir veya etme yetkisi var mıdır? Dünyaya tekrar gelirse peygamberliği ortadan kalkmayacağına göre, Hz. İsa son peygamber olmaz mı?

O zaman Ahzâb 40’ta vurgulanan, Hz. Muhammed’in son peygamber oluşu nasıl açıklanabilir?

Bütün bu sorular; Meryem 33’te doğum, ölüm ve tekrar dirilme formülü ile cevaplandırılmaktadır. Hz. İsa doğdu, öldü ve ahirette dirilecektir. Âyette, öldükten sonra dünyaya tekrar geleceğine dair hiçbir işaret yoktur. Yüce Allah bu tür âyetlerle eğitim amacı gütmekte; dünyada cereyan eden -Hz. İsa örneğindeki gibi- önemli oluşumlara zanla değil, objektif ve kesin delillerle yaklaşılmasının önemini vurgulamaktadır.

Çünkü zanla hareket etmenin sonucunda derin ayrılıkların çıkması, dinî ve sosyal çevrelerin kirlenmesi muhtemeldir. Zanların ihtilaflara, ihtilafların dinî inanç ve kültürün kirlenmesine, bu kirliliğin de sosyal bölünmelere yol açacağı vurgulanmaktadır. Diğer konularda olduğu gibi, bu konuda da çok ciddi bir tehlike şudur: Başka bir kültürden gelen bir konuyu kabulleniyoruz, ardından onu Kur’ân’a kabul ettirmeğe, onun ispatı için Kur’ân’dan delil bulmağa çalışıyoruz. İşte buna Kur’ân’ın istismarı denir.

Kabullendiğimiz o hurafeyi Kur’ân’a söyletme gibi bir talihsiz davranışa girişiyoruz. Zorlayarak Kur’ân’a bir konuyu kabul ettirmek, hem Allah’a iftira, hem de Kur’ân’a iftira olmaktadır.

Bir de buna ‘Hz. Peygamber’den geliyor’ diye hadis uydurmak, işi iyice çığırından çıkarmaktadır. Hz. Peygamber, Yüce Allah’ın demediği bir şeyi uydurur mu, söyler mi? Yüce Allah’ın “vefat ettireceğim” dediği, Hz. İsa’nın kendi ifadesi ile öleceğini naklettiği, tekrar bu dünyaya geleceğine dair hiçbir ifadenin yer almadığı Kur’ân’a ters bir şekilde ‘hadis var’ demenin ne denli vahim bir davranış olduğunu, din âlimi ve görevlileri idrak etmeli ve bu konuyu sorgulayıp konuşmalıdırlar.

Artık hurafeleri Kur’ân’a kabul ettirme zamanı geçmiş; onları Kur’ân’ın süzgecinden geçirip atma zamanı gelmiştir.

1 yorum

  1. Maide – 117 ye göre Hz.İsa vefatından sonra kavminin ne yaptığını, nasıl bir inanç üzere olduklarını ve doğal olarak teslis inancınını bilmemektedir, Vefatından sonra onlara Allahın şahitlik ettiğini söylemektedir.
    Şayet Hz.İsa hesap gününden önce dünyaya tekrar gelmiş olsa, kavminin teslis inancına şahit olmuş olmayacakmıydı?
    Buna göre Hz.İsa Allaha bu şekilde cevap verebilirmiydi?
    Bu arada, Allahın her peygamberinin özel olması başka ama, Hz.İsa’nın furumu biraz başka.
    Doğumundan, ölümüne kadar bir çok mucizeye mashar esiliyor.
    Böyle bir peygamber nasıl oluyor da ölümünden sonra kavminin ne halt yediğini bilemiyor.

    Demekki ölüler güncel konulardan da haberdar değilmiş!

    Devamın da Maide -119 da Yüce Allah; Bu doğrulara, doğruluklarının fayda vereceği gündür. diyerekte,
    Hz.İsanın o gün doğru söylediğinin, açık delilidir.

    Bu ayetleri oturup düşünen bir kişi, Hz.İsa’nın dünyaya tekrar gelmediğini, yine Hz.İsa’nın vermiş olduğu cevaptan anlayabiliriz.

    ABD’ullah.
    Hepimizin olduğu gibi.

    Saygılarımla.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir