Yahudi ve Hıristiyanların Tanrı algısı

Categories Diğer DinlerPosted on

Yahudilikteki Tanrı algısı antropomorfik (insan benzeri) bir algıdır. Yahudi algısında Tanrı, zaman zaman insana dönüşür ve beşeri vasıflar taşır.

Mesela insanı yarattığı için pişman olur (Tekvin 5-7), Sarah’ı hamile bırakır (Tekvin 1-2), Yakub ile güreşir (Tekvin 22-32), ‘insan’a görünür (Tekvin 30), yorulur ve dinlenir (Tekvin 3). Kur’an’a göre ise: “O, aşkın ve en yücedir” (Şûrâ 4), “Hiçbir şey O’nun benzeri bile olamaz” (Şûrâ 11), “Gözler onu göremez, ama O, gözleri görür” (En’âm103). Yahudilikte Yahve, İsrailoğulları kavminin “milli Tanrı”sıdır (Tekvin 8). Kur’an’da O, “Bütün insanlığın Rabbi” (Nâs 1) ve “Bütün bir varlığın Rabbi”dir (Fâtiha 2).

Hıristiyanlıkta tanrı algısı, teomorfik (tanrılaştırılmış insan) algısının bir yansımasıdır. Mısır, Mezopotamya ve Hint gibi kadim çoktanrıcı kültürlerde var olan teslis öğretisi, Hıristiyan teslisiyle bu noktada benzerlik arz eder. Her şeyiyle ölümlü bir beşer olan Meryem oğlu İsa’nın tanrısal bir tabiatı olduğu savunulur. Kur’an bunu Peygamber olarak takdim ettiği Meryem oğlu İsa’ya yapılmış bir iftira olarak takdim eder (Mâide 117). Bu iddiayı şiddetle reddettiği surede, Hıristiyanların Meryem oğlu İsa’ya tanrısallık atfetmelerini ret bağlamında şöyle der:

“De ki: O Allah, eşsiz, benzersiz, tektir. Her şey O’na muhtaç, O hiçbir şeye muhtaç değildir. O baba da, oğul da olmamıştır. Hiçbir şey O’na asla denk ve benzer olmamıştır.” (İhlas 1-4)

Nasıl Müslüman olunur?

Categories Dinin Kaynağı Nedir?, Kur'an'a Göre DinPosted on

İslâm’da, Allah adına insanı Müslümanlığa kabul etmekle yetkili hiçbir otorite, kilise, kurum ve ruhban sınıfı yoktur. İslâm’a giriş, insan ile Allah arasında aracısız ve vekilsiz gerçekleşen bir sözleşmedir. İslâm’a girmek için insanın, özgür iradesiyle Allah’a teslim olma yolunu seçmesi yeterlidir.

İslâm kapısından giriş iki şahadet ile gerçekleşir: Eşhedu en lâ ilâhe illallah ve eşhedu enne muhammeden abduhu ve rasuluhu “Ben tanıklık ederim ki: Allah’tan başka Tanrı’lığa layık hiçbir varlık yoktur ve yine tanıklık ederim ki Muhammed O’nun kulu ve elçisidir.”

Tanıklık (şahadet) İslâm’ın temel kavramlarından biridir. Allah, kendi birliğine kendisi tanıktır (Âl-i İmran 18). Buna rağmen insanın da kendisine tanık olmasını istemiştir. Bunun amacı, insanı onurlandırmak, kendi katında değerli olduğunu ona hissettirmektir.

Bu iki şahadetten birincisi; mutlak ve sonsuz yaratıcı olan Allah’ın varlığına, birliğine, eşsizliğine ve yaratılan hiçbir şeye benzemediğine iman etmeyi temsil eder. İkincisi; Hz. Muhammed de dâhil tüm peygamberlerin, hem beşeri tabiata sahip birer insan, hem de Allah’tan mesaj alan birer elçi olduğuna iman etmeyi temsil eder. Bu iki şahadetle, İslâm sitesinin kapısından giren insanın mü’mince bir hayatı nasıl sürdüreceğine, iki unsur rehberlik yapar:

  1. Kur’an’ın teoriye dair yaşayan rehberliği.
  2. Hz. Muhammed’in pratiğe dair yaşanagelen rehberliği.

Bu iki unsur esasında birbirine paralel iki kaynak değildir. Zira sonradan “sünnet,” adı verilen Hz. Muhammed’in pratik örnekliği, onun Kur’an’dan öğrendikleridir. Bu açıdan “sünnet”, Kur’an’ın ortağı değil, Kur’an’ın uygulamasıdır. Dolayısıyla Kur’an dinin tartışmasız tek kaynağıdır.

Şahadetin İslâm cemaatinin önünde yapılması âdeti, bir “İslâm’a giriş” töreni değildir. Sadece yeni şahadet getiren kişinin Müslüman olduğunu, diğer insanlara ve mü’minlere duyurma arzusunun bir ürünüdür.

Zekât kimlere verilir?

Categories Kur'an'a Göre DinPosted on

Kur’an, zekât verilecek kimseleri sekiz sınıf olarak sayar (Tevbe 60, krş: Bakara 177).

Bunlar:

1. Yoksullar (fukarâ).

2. Dışarıdan durumu anlaşılamayan gizli yoksullar (mesâkîn).

3. Borç veya yoksulluk yüzünden özgürlüğünü kaybetmiş olanlar (fi’r-rikâb).

4. Zekât toplamak için görevlendirilmiş olanlar (‘âmilî- ne ‘aleyhâ).

5. Kalbi kazanılacak olan gayr-ı müslimler (müellefe-i kulûb).

6. Borç yükü altında ezilenler (ğârimîn).

7. Allah davası uğrunda yapılan harcamalar (fî sebilillah).

8. Mekânsız, sahipsiz ve yolda kalmış yolcular (ibnu’s-sebîl).

Zekât nelerden verilir, nelerden verilmez?

Categories Kur'an'a Göre DinPosted on

Zekât servetten ve nemalanan maldan verilir. Aklın, ilmin, şöhretin, sanatın, sıhhatin de tıpkı servet gibi zekâtı vardır; her şeyin zekâtı kendi cinsindendir.

Üretim araçlarına zekât düşmez: Zira zekât, servet sahibini, biriktirilmiş servet üzerine yatarak yaşatmamayı amaçlar. Zımnen şunu der: Eğer insanlığın hayrına meşru yollarla dolaşımda değilse, babandan kalan serveti kırk yılda sıfıra indiririm ve onu üretecek olanlara veya ona muhtaç olanlara ulaşsın diye dolaşıma sokarım.