Kur’an’da dinini değiştirene ölüm cezası var mı?

Categories Hadis - Kuran ÇelişkisiPosted on

Kuran: Dinde zorlama yoktur. 2-Bakara Suresi 256

Hadis: “Dinini değiştireni öldürün.” Nesei 7-8/14; Buhari 12/1883

Allah’ın hükmünü hadisle aşmaya, Allah’ın dinini kendi kafalarına uydurmaya çalışanların bu anlama gelen uydurmaları yüzünden birçok insan öldürülmüştür.

Bazı dine referanslar veren örgütlerin yaptığı katliamları, bu örgütlerin zihinlerinde meşrulaştıran da bunun gibi hadislerdir.

Evlerinin bodrumunu insan mezarına çevirenleri Diyanet kınamaktadır, ama aynı Diyanet, Buhari ve Nesei gibi hadis kitaplarını ise övmekte, dinin kaynağı olarak göstermektedir.

Bu bir çelişki değil de nedir?

Ne yazık ki bahsedilen katliamları meşrulaştıracak izahlar, Sunni hadis kitapları ve mezhep izahlarında mevcuttur.

Allah Peygamber ile el sıkıştı mı?

Categories Hadis - Kuran ÇelişkisiPosted on

Kuran: Ve hiçbir şey O’nun dengi değildir. 112- İhlas Suresi 4

Hadis: “Allah benimle görüştü ve el sıkıştı. Elini iki omuzum arasına koydu. Öyle ki parmaklarının soğukluğunu iki göğsüm arasında hissettim.” Hanbel 5/243

Yine bu hadiste hiçbir mecazi manayı çağrıştırmadan, Allah’a parmak, parmaklarına da soğukluk atfedilerek; Allah şekilleştirilmektedir.

Bu hadis, İhlas Suresi’nin Allah’ın hiçbir şeye denk olmadığını söyleyen ayeti gibi daha birçok ayetle de çelişir.

Eğer hadisteki “el” ifadesi, mecazi bir mana akla getirip -güç ve kudret gibi- insani eli çağrıştırmasaydı, kabul edilebilirdi.

Örneğin “Her şey Allah’ın elindedir” dediğimizde cümlenin akışından “her şeyin Allah’ın kontrolünde” olduğu anlaşılır.

Fakat Allah’a parmak, parmaklara soğukluk atfeden bu hadisten böyle mecazi bir manayı kimse çıkaramaz. Üstelik bu hadiste Allah ile Peygamber’in el sıkışması gibi kabul edilemez bir ifade de yer almaktadır.

Şimdi bu hadisleri “din” kabul etmek, bu dine kötülük yapmak değil midir?

Allah Peygamberlere baldırını mı gösterdi?

Categories Hadis - Kuran ÇelişkisiPosted on

Kuran: O’nun benzeri gibi hiçbir şey yoktur. 42- Şura Suresi 11

Hadis: “Allah ahirette Peygamberlere kimliğini kanıtlamak için bacağını açıp baldırını gösterir.” Müslim-İman 302; Buhari 97/24, 10/29; Hanbel 3/1

Bu hadisin hangi kitaplarda geçtiğine iyice dikkat edin. Hadis kitaplarının “en doğrusu” olarak gösterilen, tek hadisini inkar edenin kafir olacağı söylenen Müslim ve Buhari’de.

Hadisçilerin mantığına göre bu hadisi inkar eden kafir, bu hadise inanan gerçek Müslüman olacaktır.

Allah’a hiçbir şeyin benzemediğini söyleyen ayete karşın, hiçbir mecazi ifadeyi çağrıştırmadan, Allah’ın baldırı olduğunu ve ahirette baldırını açacağını söylemenin yanlışlığını uzunca anlatmaya gerek var mı?

“Kusmak orucu bozar” hadis çelişkisi

Categories Hadis - Hadis ÇelişkisiPosted on

Bir rivayette peygamberimizin kustuğu için orucunu açtığı iddia edilmiştir:

“Ma’dan İbnu Talha, kendisine Ebu’d-Derda’nın şunu anlattığını söylemiştir: ‘Resulullah kustu ve orucunu açtı. Sevban’a bu meseleyi sordu. Sevban: ‘Doğru söylemiş, o zaman abdest suyunu ben döktüm’ dedi.”

Buna rağmen bir başka rivayette peygamberimizin, kusmanın orucu bozmayacağını söylediği iddia edilmiştir: “Üç şey vardır orucu bozmaz: Kan aldırmak, kusmak, ihtilam olmak.”

Örneğin Kur’an-ı Kerim’de oruçluyken kusan kişinin ne yapması gerektiğine dair bir bilgi yoktur. Bu yüzden orucunu devam ettirmeye gücü yeten kişi orucunu devam ettirebilir, kusması sebebiyle orucuna devam etmeye gücü yetmeyecek olan kişi de o günün orucunu başka bir günde kaza edebilir.

Dolayısıyla oruçluyken kusmanın, kişinin durumuna göre değişebilecek bir sonucu vardır.

Ayetler bu gibi durumlarda esneklik getirerek kolaylık sağlarlar. Ancak rivayetlerdeki ifadeler Allah’ın açıklamadığı durumları açıklamaya ve yeni hükümler getirmeye kalkışarak işi zorlaştırırlar.

Örneğin kusmanın orucu açma sebebi olduğu rivayetini esas alan biri, kendisini en ufak şekilde etkilemeyecek biçimde az ya da çok kussa da orucunu açmak durumunda kalacaktır.

Bu ise Allah’ın kolaylık ve esneklik sağladığı bir durumu sınırlamaktır.

Şayet iddia edildiği gibi peygamberimiz kustuğu için orucunu açtıysa belki rahatsızlığı sebebiyle orucunu tamamlayamayacağına kanaat getirdiği için orucunu açmıştır. Bu ise zaten Allah tarafından insanlara tanınan bir hak ve kolaylıktır.

Ancak böyle bir olayın gerçekten yaşanıp yaşanmadığını bilmeden, yaşanmışsa da hangi sebepten dolayı peygamberimizin bu şekilde davranmış olduğuna dair en ufak bir bilgiye sahip olmadan kustuğu için orucunu açtığını iddia etmek, benzeri birçok konuda olduğu gibi dinde olmayan ya da esnek bırakılmış şeyleri dine ilave etmektir.

“Oruçluyken kan aldırma” konusunda hadis çelişkileri

Categories Hadis - Hadis ÇelişkisiPosted on

Güvenilir kabul edilen hadis kitaplarında bir yandan kan aldırmanın, yapanın da yaptıranın da orucunu bozacağı söylenir:

“Hacamat ettiren de, hacamat eden de orucunu açmıştır.”

Diğer yandan başka rivayetlerde peygamberimizin oruçlu iken kan aldırdığı söylenir.

Hacamat edenin de orucunun bozulacağını iddia etmek ise ayrı bir garipliktir.

Bir başka rivayette peygamberimizin: “Üç şey vardır orucu bozmaz: Kan aldırmak, kusmak, ihtilam olmak.” dediği iddia edilir.

İncil’de “baba- oğul” kavramı

Categories Diğer DinlerPosted on

Hıristiyanlık’taki en büyük sapma olan Hz. İsa’nın Allah’ın oğlu olduğu ve üçleme sapmalarını ele alalım.
Bugünkü bilinen en eski İncil bile Latincedir. Hz. İsa’ya indiği dilde bir İncil elde mevcut değildir.

Orijinalinde ne olduğunu bilmediğimiz kelimeler Latinceye “Baba” ve “Oğul” şeklinde çevrilmiştir.

Fakat bu Latince tercümelerde bile “Oğul” kelimesi, sadece Hz. İsa için değil, Allah’ın tüm sevgili kulları için kullanılır. Aynı şekilde “Baba” kelimesi de sırf Hz. İsa’nın Baba’sı manasında değil, tüm kulların Baba’sı manasında kullanılır:

45-Siz göklerde olan Babanız’ın Oğulları olasınız. İncil-Matta 5,45

17-Benim Babam’ın ve sizin Babanız’ın, benim Allah’ımın ve sizin Allah’ınızın yanına çıkıyorum. İncil-Yuhanna 20,17

Yani mevcut İncil’i şu andaki tercümesiyle eline alan bir kişi bile şu andaki anlatımıyla “Allah’ın oğlu tanrı İsa”yı İncil’de bulamaz.

Çünkü bu tabirin tüm insanlar için kullanılması, bu kavramın mecaz bir kavram olduğunu gösterir.

Tahminlere göre İncil’in orijinalinde “kul” manasına yakın bir kelime “oğul”; “Yaratıcı” manasına yakın bir kelime de “baba” diye çevrilmiştir.

Fakat her şeye rağmen İncil’in her yerinde bu kelime bu tarzda çevrildiği için, kelimenin tüm insanlık için kullanılmış olmasından, ne manayı kastettiği anlaşılabilir. Günümüzdeki İncil çevirilerini incelemek bile tercümelerle Hristiyanlıkta ne kadar tahrifat yapılabildiği hakkında fikir sahibi olmamızı sağlayacaktır:

35-İsa kovulmasını haber alır almaz onu aradı ve ona sordu, “İnsanoğlu’na inanıyor musunuz?” Yeni Amerikan İncil-Yuhanna 9,35

35-İsa kovulduğunu duydu ve onu bulunca şöyle dedi: “İnsanoğlu’na inanıyor musunuz?” Yeni Uluslararası İncil-Yuhanna 9,35

35-İsa ne olduğunu duyunca adamı buldu ve ona: “Mesih’e inanıyor musunuz?” dedi. Yaşayan İncil-Yuhanna 9,35

35-İsa kovulduğunu duydu ve onu bulunca şöyle dedi: “Tanrı’nın Oğlu’na inanıyor musunuz?” Kral James İncil’i-Yuhanna 9,35

Dördüncü tercümedeki Kral James İncil’inde, ilk iki İncil’deki “insanoğlu” lafzının nasıl “Tanrı oğlu” lafzına çevrildiğine dikkat edin. Ayrıca bu “baba” ve “oğul” lafızlarının kullanımında saptırma olduğu Matta’nın şu bölümünden de anlaşılabilir:

9-Yeryüzündeki kimseyi babanız diye çağırmayın, zira Baba’nız birdir, semavi Baba’dır. İncil-Matta 23,9

Görüldüğü gibi tercümede yeryüzündeki kimseyi “babanız” diye çağırmayın deniyor.

Oysa “baba” herkesin biyolojik kan bağı olan babasını çağırdığı isimdir; bu kullanımın Allah dışında kimse için öz baba için bile yapılmamasının istenmesi, bu kullanımın günümüzdeki anlamıyla “baba” olmadığını göstermektedir.

Daha önce belirttiğimiz gibi, burada kanaatimiz, “baba” diye tercüme edilen kelimenin orijinalinin Allah’a mahsus “Yaratıcı” veya benzeri bir kelime olduğu, fakat tercümelerle bu kelimenin günümüzdeki “baba” kelimesi şeklinde kaldığıdır. Fakat yine de tercümeler ikinci dereceden suçludur.

Çünkü bu kelimelerin tüm insanlar için kullanıldığını gören objektif değerlendirici, bu kelimelerin mecazi olduğu kanaatine rahatlıkla varabilirdi. (Hıristiyanlığın içindeki kimi gruplar bu kanaati paylaşmışlardır.)

Bugünkü Katolik ve Ortodoks mezheplerinin yorumcuları, bu kelimelerin tüm insanlar için mecazi manada, Hz. İsa için ise gerçek manasında kullanıldığını söylemişlerdir. Yani Hz. İsa’nın “oğul tanrı” ilan edilmesindeki asıl suçlu Katoliklik, Ortodoksluk tipi mezheplerdir.

Bu mezheplerin ve önceki konsüllerin yorumundan ibaret olan bu yaklaşımlara, dini sadece mevcut İncil’lerden öğrenmeye çalışan Hıristiyanlarca varılmayacağı kanısındayız. Yıllarca insanlar Hıristiyanlığı Kilise kurumunun anlatımlarıyla öğrendiler.

Dinimiz Hanefi, Şafi gibi Sünni ve diğer Şii mezheplerin anlatımlarıyla nasıl dejenere olmuşsa, Hıristiyanlık da Katolik ve Ortodoks mezheplerin hegemonyasıyla dejenere olmuştur.

Hıristiyanlık için durum daha zordur. Çünkü mevcut İnciller’in orijinali yoktur. Oysa Kuran’ın orijinali elde mevcut olduğu için Kuran’a gidip de ilaveleri ve eksiltmeleri düzeltmek; gerçek dinle, uydurulan dini ayırt etmek daha kolaydır. Tüm bu dejenerasyonlardaki metotları incelediğimizde, Hristiyanların kendi mezhepleriyle dejenerasyonunun, dinimizin mezhepler eliyle dejenerasyonuna benzerliğini saptayabiliriz. Mevcut İncil (tercümelerle saptırmalara rağmen) bir kenara bırakılmış ve Kilise kendi yorumunu İncil’in üstüne çıkartmıştır. Kilise’nin burada rahipler topluluğu olduğunu unutmayalım.

Hz. İsa’nın öldürülmesi için karar alan da Yahudi haham toplumuydu. Dinimizdeki ilaveleri yapanlar ise dinimizin hadis imamı, mezhep imamı adlı din adamı topluluklarıdır. Biz Hz. İsa’yı öldürmek isteyen hahamların sapkınlığını, Hz. İsa’yı aşırı yücelten Saint Paul gibi din adamlarının sapkınlığını çok iyi anlarız.

Ama söz Buhari gibi uydurma hadis toplayıcılarına veya Şafi gibi mezhep imamlarına geldi mi onları aşırı yüceltmekten bir türlü vazgeçmeyiz.

Fakat yine de Hristiyanların Saint Paul’den, Musevilerin katliamcı hahamlarını savunmaktan neden vazgeçemediklerine çok şaşırırız!

Aslında tarih, nüans farklarıyla tekrarlanmakta, geçmiş kavimlerden alınmayan ibretler felaketlerin sebebi olmaktadır.

Dine en büyük zararı ise bazı istismarcı hahamlar, rahipler, imamlar diye bilinen din adamları vermektedir.

 

Siyasi ayrılıkların hadislere etkisi

Categories Dine Sokulan İlavelerPosted on

Peygamberimiz’in vefatı üzerinden 40 yıl bile geçmeden Hz. Ali ve Muaviye arasında çatışmalar boy göstermiştir.

Bu dönemden itibaren İslam âlemi, geriye dönüşü olmayacak bir şekilde siyasi ayrılıkların içine girmiştir.

Siyasi olarak ayrılan toplumlar birçok alanda çelişmeyi, birbirine muhalefet etmeyi hüner saymışlar, kendi siyasi fırkalarını destekleyen hadisler uydurmuşlar, kendi siyasal hareketlerine inanmayı “Allah’ın bir farzı” olarak sunmuşlardır.

Bu arada kendi liderlerini yüceltip, karşı görüşün liderlerini yerin dibine sokmuşlardır.

Halili’nin Er İrşad adlı çalışmasında, Şiilerin Hz. Ali hakkında 300.000 hadis uydurduğu ve Hz. Ali’nin sözlerini nasıl saptırdıkları anlatılır. Bu sayı, Kuran’daki ayet sayısının 50 katı kadardır.

Şiilikten ayrılan bir kimse Şiileri kastederek “Allah onların canını alsın, nice hadisleri değiştirdiler” demiştir (Müslim, Sahihi Müslim).

Hz. Ebu Bekir’i Hz. Ali’ye üstün sayan ve bunu, mezheplerinin bir şartı gören Sunni görüş ve Hz. Ali’yi üstün saymayı imanın şartına dönüştüren Şii görüş ile onların asırlar süren anlamsız çekişmeleri, bu maddeye güzel bir örnek teşkil etmektedir. G

örünen o ki İslam siyasallaşınca, siyasi gücü elinde bulunduranlar, dini, çıkarlarına uygun bir şekilde yapılandırmaktan çekinmemişlerdir.

Hadis kitapları ne kadar güvenilir?

Categories Dine Sokulan İlavelerPosted on

Din düşmanları, dinimizi yaşanmaz bir şekle sokmak, saçma göstermek ve yıpratmak için birçok hadis uydurmuşlardır.

Daha sonra kendileri ve kendilerinden sonra gelen birçok dinsiz de dini yıkma uğraşlarında bu hadisleri kullanmışlardır.

İslam’a olan inançsızlıklarını, kin ve nefretlerini içlerinde gizleyerek, samimi dindar görüntüsünde halkın arasına karışan birçok münafık, her şeyden önce İslam inancını bozmayı ve Müslümanların kalplerindeki inançlarına şüphe ve tereddütler sokmayı başlıca amaç edinmişlerdi. Bu amaçla akla hayale sığmayan, kafaları bulandıracak, Peygamber’in söylemesine imkan olmayan on binlerce uydurmayı hadis adı altında Peygamber’e fatura ettiler.

Kuran’daki ayetler, daha Peygamber’imiz hayattayken münafıkların nasıl Müslümanların arasına karıştığını göstermektedir.

Halife Mehdi zamanında boynu vurulmak üzere yakalanan ünlü dinsiz Abdülkerim bin Ebil Avca öldürülmeden önce şu dehşetli açıklamayı yapar: “Siz beni öldürüyorsunuz ama ben dininizde helali haram, haramı helal yapan 4000 hadis uydurdum.”

6000 küsür Kuran ayeti olduğunu düşünürsek, sırf bir kişinin 4000 hadis uydurmuş olmasının açacağı dehşetli tahribi anlayabiliriz.

Ahmed bin el Cuveybari, Muhammed bin Ukeşa ve Muhammed bin Temim’in de Hz. Peygamber hakkında 10.000’den fazla hadis uydurdukları söylenir [İbni Hacer, Lisanu’l Mizan].

Zehebi, Ahmed bin Abdullah’ın binlerce hadisi, hadis imamlarına dayandırarak uydurduğunu, Enes bin Malik’in hizmetçisi olduğunu iddia eden Dinar Ebu Mikyes’in de Enes bin Malik’ten duyduğunu söylediği uydurmalarla dolu bir sayfayı naklettiğini anlatır (Zehebi, Mizan).

Hadisçilerin kitapları, dini bozmak için kasıtlı yapılan uydurmaların itiraflarıyla doludur.

Bu uydurmaların varlığı bellidir. Ama bu uydurmaların bugün meşhur olan hadis kitaplarına karışmadığı neye dayanarak garanti edilebilir?

Kuran’da söz edilen, Peygamber yaşarken var olan münafıkları ve bundan sonra iki yüz yıl boyunca çıkan münafıkları, kim nasıl teşhis etmiştir de onların uydurduğu hadislerden kitaplarını korumuştur?

Kur’an Peygamberimizi nasıl tanımlıyor?

Categories Peygamber AlgımızPosted on

De ki “Ben sizi ancak vahiy ile uyarıyorum.” 21-Enbiya Suresi 45

Böylece biz seni, kendilerinden önce nice ümmetlerin gelip geçtiği bir ümmete, sana vahyettiklerimizi okuman için gönderdik. 13-Rad Suresi 30

Bu Kuran, bana, sizi ve ulaştığı kimseleri uyarmam için vahyolundu. 6-Enam Suresi 19

Onlara ayetlerimiz apaçık belgeler olarak okunduğunda bizimle karşılaşmayı ummayanlar derler ki: “Bundan başka bir Kuran getir veya bunu değiştir.” De ki: “Benim onu kendiliğimden değiştirmem asla mümkün değildir. Ben sadece bana vahyedilene uyuyorum. Eğer Rabbime isyan edersem büyük günün azabından korkarım.” 10-Yunus Suresi 15

Ayetlerden de görüldüğü gibi, Peygamber’in açıkladığı ve uyduğu vahiy Kuran’dır.

İnanmayanların reddettiği, değiştirilmesini istedikleri de yine Kuran’dır.

Peygamber’in vazifesi kendisine vahiy olarak gelen Kuran’ı insanlara tebliğ etmektir. Peygamber’e uymak; Kuran’a uymak, Kuran’ın sistemine göre inanmak, hareket etmek ve yaşamaktır.

Peygamber’imiz Kuran’da en çok “resul” kelimesiyle tanıtılır. “Resul” Türkçe’deki “elçi” kelimesinin karşılığıdır ki Allah, bu kelimeyle, Peygamberimiz’in vazifesi olan İlahi mesajın insanlara iletilmesini vurgular.

Ayetlerden gördüğümüz gibi bu mesaj Kuran’dır.

Başka hiçbir kaynağa, hiçbir kitaba gönderme yapılmamaktadır.

Allah, Kuran dışında başka uyulması gereken vahiyler, kaynaklar olsaydı; onları da belirtir, onlara da uymamızı isterdi. Oysa bugünkü manzaraya baktığımızda yüzlerce cilt hadis ve fıkıh kitabının dinin kaynağı sayılarak Kuran’a eş koşulduğunu görüyoruz.

Böylece Kuran’ın, din konusundaki otoritesi ve kaynaklığı % 100 iken, Kuran birçok kaynağın arasındaki bir kaynağa indirgenmiş ve dolayısıyla dinin kaynağının belirlenmesi hususunda içinden çıkılmaz bir batağa saplanılmıştır.

Öyle ki Kuran’ın, oluşturulan bu yeni yapıda hacim olarak payı % 1’in bile altındadır. Gördüğümüz tüm bu ayetler, Kuran’ın değerini düşüren ve yalan sözler (“hadis” başlığı altında) atfetmek suretiyle Peygamber’e iftira eden anlayışa karşı çıkar.

Müslüman ahlakı nasıl olmalıdır?

Categories Kur'an'a Göre DinPosted on

Birtakım asılsız hadis rivayetlerinden hareketle kadınlara okuma yazma öğretilmemesi ya da bir şekilde toplumun dışında bırakılarak evlere hapsedilmeleri söylenir.

Kur’an ayetlerinde “Bakışlarınızda ölçülü olun”, “İffetinizi koruyun”, “Çirkin işlerden uzak durun”, “Nefsinize hâkim olun” türünden birçok uyarı yapılır ama tüm bu uyarılara rağmen etek boyu biraz kısalınca birileri yoldan çıkıp sapkınlığa ve tecavüze yeltenir. Bir de utanmadan bu durum bahane edilir.

Birileri de çıkıp aynı şekilde utanmadan: “Öyle giyinmeseydi hak etmeseydi” der.

“Mini etek giyme, tahrik etme” diyenler bir de dilleri ile tecavüz ederler.

Hiçbirimiz bir kadının sokakta çıplak gezmesini istemeyiz ama kadın çıplak da gezse Müslümanım diyen biri, insanlıktan taviz vermemesi gerektiğini bilmelidir.

Yine Kur’an ayetleri, samimiyet ve takva ile Allah’a kulluk edin, Allah sakınanları sever der ama dine inandığını söyleyen bazı kişiler riyakârlık ve içten pazarlıkla dünya hesabına, makam ve kariyer sevdasına düşerler.

Dosdoğru yol üzerinde olun, iyi ve güzel olana özendirin, kötü ve çirkin olandan sakındırın, daima şükredin, barışı esas alın, affedin, ahlaklı ve faziletli olun, güvenilir olun, güzel söz konuşun der ama mensupları dünya menfaati için birbiri ile çekişerek Allah’ın sınırlarının dışında gezinir.

Peki, bu kadar güzel ve yaşanabilir bir dinimiz varken nasıl oluyor da dini doğru bir şekilde bilmiyor ve yaşamıyoruz?

Çünkü Kur’an’ı tek ölçü kabul etmiyor, ayetlerini gerektiği gibi dikkate almıyoruz. İnananlar olarak Rabbimizin sözlerine sarılmak ve o sözler ile uyarıda bulunmak durumundayız: “Siz, haddi aşan kimseler oldunuz diye, sizi Kur’an’la uyarmaktan vaz mı geçelim?” (Zuhruf Suresi 5).